8.Haziran.2018
Günün yirmi dört saati boyunca yaratıcı olan hiçbir sanatçı yoktur; onun yarattığı en büyük ve en kalıcı yapıtlar, yalnızca ve yalnızca ilham perisinin geldiği o pek ender rastlanan anlarda oluşmuştur. Aynı şekilde, gelmiş ve geçmiş bütün çağların en büyük şairi ve yaratıcısı olarak kendisine hayranlık beslediğimiz tarih de sürekli yaratıcı olmamıştır. Goethe’nin “Tanrı’nın gizemli atölyesi” diye adlandırdığı tarih içinde de günlük ve önemsiz olaylar pek çoktur. Tarihte de, sanatın her türünde günlük yaşamda olduğu gibi çok görkemli ve unutulmaz anlara ender rastlanır. Tarih, çoğu kez bir kronik hazırlayıcısı gibi titiz bir çalışma ile gerçek olayları halkalar gibi art arda ekleyip binlerce yılı saran dev bir zincir oluşturur; her türlü heyecan ve gerilim için bir hazırlık dönemi, her gerçek olay için de bir oluşum süreci gereklidir. Bir ulusun içinden bir dahinin çıkabilmesi için milyonlarca insanın dünyaya gelmesi gerekli olmuş, gerçek bir tarihsel olayın, yani yıldızın parladığı anların oluşması için de milyonlarca saat beklemek zorunda kalınmıştır.
Ancak sanat dünyasında bir dahi ortaya çıkınca, çağlar boyu kendisinden söz ettirir ; böyle bir an, bir dünya anı ortaya çıkarsa, bu, gelecekteki on yılların ve yüzyılların da belirleyicisi olur. Nasıl ki atmosferdeki bütün elektrik akımı bir paratonerin ucunda bulunuyorsa, en küçük bir zaman dilimine bile inanılmaz sayıda çok tarihsel olay sığdırılmıştır. Başka zamanlarda kendi halinde, peş peşe ve yan yana gelişen olaylar, her şeyi belirleyen ve her şeye karar veren o bir tek anlık zaman dilimi içine sıkışıverir: Tek bir evet, tek bir hayır, bir anlık erken davranma ya da bir anlık geç harekete geçme, bu anı, yüzlerce kuşak da geçse, asla geri getirmez ve bu, yitirilen an, bireyin ve ulusların yaşamını ve hatta bütün bir insanlığın yazgısını belirler.
Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate ve çoğu kez de bir tek dakikaya sıkıştırıldığı böylesine trajik ve yazgıyı belirleyici anlara, bireylerin yaşamında ve tarihin akışı içinde çok ender rastlanır. Ben, böyle anları, yıldızın parladığı anlar diye adlandırdım, çünkü onlar, tıpkı yıldızlar gibi hiç değişmeden geçmişin karanlığına ışık tutmaktadırlar. ”
Bu yazı Stefan Zweig’ ın “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” isimli kitabına yazdığı önsözün büyük bir kısmı. Bir yarışmada diğer bütün yarışmacılar sadece birinci için yarışırlar, kendileri için yarıştıklarını sanırken. Bir milletin içinden asırlar boyu tek bir dahi çıkar ve o millet varıyla yokuyla o dahiyi beslemiştir aslında. Küçücük bir anda verilen bir kararın geri döndürülemez sonuçları olur ve tüm gelecek o ana hapsolmuştur geri döndürülemez bir biçimde. Bir insanın, bir milletin ve hatta insanlığın yıldızının parladığı anlar olduğu gibi yıldızının söndüğü anlar da vardır elbet. Ben, yaşanılan herşeye bir anlam atfetmeye çalışanlardım. Her şeyin bir anlamı olmalı, yoksa ruhu olmayan cesetten hiç bir farkı kalmaz hayatın. Ve en önemsiz gözüken şeyler bile, bütüne bakınca, bütün içinde yerini verince anlamını buluyor aslında. Sufiler ya da daha doğrusu her bir mistik akımın takipçileri anda olmanın öneminden bahsederler. Bunun için belirli iç görü de lazımdır elbet, lakin okun yaydan çıkması gibi işte, atarsın ve geri gelmez. Olması gereken olur, ölmesi gereken ölür. Anda alınan her karar dilerim hayırlara vesile olur ki özellikle kolektif kararlarımız. Ok yaydan çıktığı anda çünkü geriye dönüşü yoktur.
15.05.2018
Şu hayatta herkesin farklı ve eşsiz bir rolü var. Bunu inanarak mı söylüyorum? Evet. Bizler birer bütün değiliz, aksine bir bütünün yeri doldurulamaz parçalarıyız. Sanırım bu daima hatırlanması gereken birşey, belki en umutsuz anlarda: Kendimizden çok daha büyük bir şeyin küçük ve ayrılmaz bir parçası olduğumuz gerçeği. Bizim tahrip ettiğimiz ve belki de çok derinlere gömdüğümüz gerçek aşkı hatırlamaya ihtiyacımız var. Ve iyi ki de bunu her devirde yaşayan ve son nefesine kadar anlatan aşıklar var; Rumi gibi…
“Aşk iledir ki çalılar gül olur ve
Aşk iledir ki sirkeden tatlı şarap olur
Aşk iledir ki kazıklar taht olur
Aşk iledir ki yokluk servet görünür
Aşk iledir ki hapishane gülşen görünür
Aşk iledir ki ateş gül bahçesi olur
Aşk iledir ki nâr nûr olur.”
Ve tam da buna uygun bir alıntıyla bitirmek isterim sözümü: “Fars kültüründeki bütün büyük insanlar, ister filozof, ister alim, ister edebiyatçı, ister devlet adamı olsunlar tasavvufa yönelmişlerdir. Çünkü insanın arzularının ve aşkın sınırsız olduğunu, ancak aklın sınırlı olduğunu biliyorlardı. Bundan ötürü aklı aşkın hizmetine ve aşkı da insanlığın hizmetine sundular.”
Keşke aşka bir şans verebilsek ya da aşk, kendine layık görüp şans veren olsa…
25.Nisan.2018
Kral Midas’ın başlığının altında herkesden sır gibi sakladığı upuzun kulakları vardı; Tanrıları kızdırmanın bedeli işte. Saçları o kadar uzamıştı ki artık kestirmesi gerekiyordu. Koşullar insanı bazen zorlayabilir yapmaması gereken şeyleri yapması için ve Midas da bunu yaptı. Hiç kimsenin varlığını bilmesini istemediği kulaklarını, saçını kestirmek için göstermek zorunda kaldı. Sırrını hiç kimseye söylememesini tembihleyerek, hatta tehdit ederek. Korktu Midas’ın berberi, şaşırdı. Nasıl olabilirdi ki kendisinden başka kimsenin bilmediği böyle bir şey? Sürekli kafasında bu düşünce dönüp dolaşıyor, beyninin içinde yankılanıyordu. “Midas’ın kulakları eşek kulakları. Midas’ın kulakları eşek kulakları…” Bu düşünce, bu kafasında durmaksızın yankılanan ses onu esir aldı; yemek yiyemiyor, uyuyamıyor, hiç bir şey yapamıyordu. Tek bir gerçeği vardı artık: “Midas’ın kulakları eşek kulaklarıydı.” Yine koşullar devreye girdi işte ve berber söylememesi gerekeni söylemek zorunda kaldı. Bunu hiç kimseye söyleyemezdi lakin bu onun sonu olurdu. Bu şekilde yaşamayacağı da kesindi; çünkü bu yük onu yavaş yavaş bitiriyordu. En sonunda dayanamadı ve sırrını, derdini derin bir kuyuya fısıldamaya karar verdi. Sımsıkı tutundu kuyunun kenarlarına, yarı beline kadar sarktı. Kimseye duyurmamalıydı ne de olsa. Derin bir nefes aldı berber, o kadar takatsizdi ki artık titreyen dudaklarını yavaşça araladı ve belli belirsiz, son nefesini vermekte olan bir hasta gibi adeta sessizce fısıldadı: “Midas’ın kulakları eşek kulakları” Der demez kuyunun kenarına yığıldı kaldı berber, kanının son damlasına kadar savaşan bir savaşçı gibi, son gücünü kucağına aldığı yükü bırakmak için harcayan bir hamal gibi yığıldı kaldı. Derin ve ani bir sükut içinde günlerdir hasret kaldığı uykuya daldı berber.
Benim bildiğim en dipsiz kuyu insan; ama o bile dayanamaz yeri gelir aynı berber gibi. Dipsiz kuyunun kendinde tutamadığını garip bir kuyu nasıl tutsun? Yele verildi bir kere sır ve rüzgar dokunduğu herşeye öğrendiği sırrı yayarak yoluna devam ediyordu; buğday başaklarına, ağaçların yapraklarına ve hepsi birden söylüyorlardı artık: “Midas’ın kulakları eşek kulakları…”
Bu hikayede kimi suçlayabiliriz ki? Tanrıları kızdırdığı için ve insanca kaygısı yüzünden Midas’ı mı yoksa taşıyamadığı yükün altında ezile ezile can vermekte olan berberi mi? Şunu da diyebiliriz tabi ki: Midas kulaklarından utanmasaydı, kulaklarını cümle aleme göstere göstere tahtında otursaydı. Ha madem beceremedi o zaman berber de dilini tutup paşa paşa otursaydı. Lakin ikisi de olmadı. Olan oldu, biten bitti. Olması gereken gereken ne idiyse o oldu.
18.Nisan.2018
Bir iz, bir işaret varsa eğer belki bir yol ,sizinle ne aynı zamanda ne de aynı mekanda bulunan bir insanla çok derin bağlar kurabilirsiniz. Geçmişte yaşamış bir insanı kendine rehber edinmiş, onun zihnindeki dağları, nehirleri, aşılmaz denilen yolları aşmış, onu kendine yaren eylemiş, bir nevi aşk denilebilen tuhaf bir bağ kurmayı başarabilmiş insanlar var.Bu bence sınırsızlığımızın da bir kanıtı. Don Juan Matus da bu rehberlerden bir tanesi işte, Carlos Castenada’ nın roman kahramanı, ki dediğine bakılırsa bir roman kahramanı da değil; Nagual’ı , ustası, velinimeti. Dolaylı yollardan da birçok insanı etkilemiş bir Kızılderili bilge. Hayatın binbir türlü yüzü var, hiçbirimizin baktığı aynı değil ama tek bir özü var kimseye göre değişmeyen ama sırlı, farkında bile olmadan geçip gittiğimiz. Kısacası Don Juan Matus özüyle temas edebilmiş olanlardan ve onun bir öğretisinden küçücük bir parçayı paylaşmak istiyorum ve okuduğunuzda “rüya görme” ifadesinin yerine “hayat” ya da “yaşam” kelimelerini getirerek okursanız belki kıyısından köşesinden sizin de hayatınıza dokunmuş olur Don Juan Matus, belli mi olur ![]()
“Rüya görme hakkında istediğin kadar büyük laflar et. Açıklamalar derin düşünce ister her zaman. Ama gerçekten rüya görürken bir tüy kadar hafif ol. Rüya görmek, doğruluk ve ciddiyetle fakat gülerek ve dünyada hiç bir endişesi olmayan birinin güveniyle yapılmalıdır. Ancak bu koşullar altında rüyalarımız gerçek rüya görmeye dönüşebilir.” Ancak bu koşullar altında hayatlarımız, gerçekten yaşanan bir hayata dönüşebilir ![]()
17.Nisan.2018
Bazı sabahlar işe geldiğim minibüslerde radyo açık oluyor. Bugün müzik vardı, yalnız ben hatırlamıyorum yolun başından sonuna radyo açık mıydı? Birşeyler okuyordum çünkü, dikkat etmemişim demek lakin Kayahan sebep oldu müziği fark etmeme:
🎶 hep yanlışa düştü bu gönlüm
🎶 rüzgâr gibi geçti bu ömrüm
🎶 heeeeep aldandım
🎶 heeeeep ben yandım… Ne de yumuşak güzel bir sesi var diye düşünüp şarkıyı dinlerken Kayahan’ ın hayatı film şeridi gibi hızlıca gözlerimin önünden geçti
😊 lakin burda bir yanlışlık var ama… Genelde filmin sonuna gelindiği düşünüldüğünde insanın kendi hayatı gözlerinin önünden film şeridi gibi geçer ama napam, oldu bir kere
😊 Sonra asıl aldanışın, aldanmış olduğunu düşünmek olabileceğini düşündüm, neden olmasın? Dünden beridir bir söz var aklımda bildiğim, dün yine gözüme ilişen ve hâlâ aklımdan çıkmayan:” Bu dünyada ol ama bu dünyadan olma.” Dünyadan tekme tokat silkelenmeden evvel bunu başarmak lazım belki…
02.Nisan.2018
Çok sevdiğim bir hikaye var: Usta, her şeyden şikayet eden, mutsuz çırağına bir ders vermek ister ve onu tuz almaya gönderir. Çırak yine söylene söylene tuzu almaya gider ve ustasına getirir. Usta bir avuç tuzu bardağa boşaltır ve karıştırdıktan sonra çırağından bunu içmesini ister. Çıkar bir yudum alır almaz hepsini tükürür ve sorar usta: “Tadı nasıl?” “Berbat!” der çırak. Sonra onu göle götürür ve bu sefer de bir avuç tuz göle atar. “Hadi iç.” der usta çırağına ve içer çırak. “Tadı nasıl peki?” “Güzel, ferahlatıcı.” der çırak. Ve…. Hikayeni en sevdiğim kısmı “Yaşamda kederler, sıkıntılar tuz gibidir, ne az, ne de çoktur. Sıkıntın olduğunda yapman gereken tek şey sıkıntı veren sorunla ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sorunlarla başa çıkarken sen de bardak gibi değil, göl gibi olmaya çalış.”
Bir insanın gönlü tüm evreni içine alabilecek kadar genişmiş. İnsanın bir şeyleri imkansızlaştıracak kadar gözünde büyütmesi de, çantada keklik görüp küçümsemesi de maksattan uzaklaştıran şeyler. Biri umudu kırıp insanın inancını yitirmesine neden oluyor, diğeri de kibri yüzünden gaflete düşmesine ve her halükarda gayretten alıkoyuyor. Hayatımda gerçekten şükran duymamı sağlayan şeyler kalbimi bir okyanus misali açtığım ve ırmakların akışını hissettiğim sihirli anlardan sonra beni bulmuştur. O yüzden hayatın sıradanlığı yollarınıza set olmasın.
30.Mart.2018
Feridüddin Attar Mantıku’t Tayr (Kuş Dili)… Kuşların Simurg’a varmak için yolculuğunu anlatıyor. İçinde çok da keyifli hikayeler var ki bir tanesinin sonunu merakla beklemekteyim. Şeyh, müridleriyle beraber gördüğü bir rüyanın üzerine Batı’ ya doğru yolculuğa çıktı ve Hrisyan mahallesinde bir kıza aşık oldu. Kapısında kul köle oldu yetmedi. Şarap iç dedi, içti. Dininden vazgeç, Hristiyan ol dedi. Oldu, o da yetmedi. Mushafını yırt dedi, yırtarım cevabını verdi. “Galiba yavaş yavaş aşıklıkta pişiyorsun, gel artık şu mehr işini konuşalım, bir yıl domuzlarıma domuz çobanlığı yap. Yıl bitti mi sana varırım bir arada yaşar gideriz, dedi.Şeyh sevgilinin hükmüne itiraz etmedi. Çünkü sevgilinin hükmünden baş çeken, sevgilinin hiçbir sırrına eremez. “Sevgili istedikçe istiyor, şeyh verdikçe veriyor. Hâlâ ayrılığın sonu gelmiyor . Bakalım bu işin sonu nereye varıyor ![]()
29.Mart.2018
Arthur Conan Doyle var ya meşhur Sherlock Holmes’ un mucidi. Kendisi bir doktor ama doktorluk mesleğinde pek başarılı olamamış ki onu yazar olarak tanımamızdan ziyadesiyle belli. Tanıdığı bir doktordan esinlenerek oluşturmuş Sherlock Holmes karakterini. Bu doktor çıkarımlarda bulunmak konusunda öylesine ustaymış ki daha hasta ağzını açmadan tanıyı koyabiliyormuş. Sherlock Holmes ile karşılaşsak muhtemelen yarım dakika kadar beni izledikten sonra bana öyle şeyler söyler ki beni hayretten hayrete sürüklerdi muhtemelen, aynı bir falcı gibi. Onunla karşılaşamayacak olmak ne büyük bir talihsizlik ya da ne büyük bir talih; bir dedektifle neden bir işim olsun ki
🙂 Aslında mevzunun özü A.Conan Doyle; kendisinin ayrıca psişizme büyük bir ilgisi olup, ölümden sonrasını merak eden ve ölüm sonrasına dair çalışmaların insanlık için gerekli olduğuna inanan bir kişi. Sihirbazlık yapan bir arkadaşı da var ve yaptığı sihirbazlık gösterilerinin gerçek olduğuna o kadar inanıyor ki arkadaşı böyle birşeyin mümkün olmadığını, bunların sadece ilüzyon olduğunu söylediğinde arkadaşlığını dahi bitiriyor onunla. Ve işin bence en güzel ve eğlenceli kısmı da şu ki perilerin varlığına inanıyormuş ve insanları da buna inandırabilmek adına büyük meblağlar harcamış. Aslında adam perilerin varlığına inanmakta son derece haklı. Düşünseniz ya Sherlock Holmes, İngiliz usulü çiçekli duvar kağıtları ile döşenmiş dairesinin kapısını hızla açıyor, seri adımlarla içeri giriyor, tuhaf şapkası ve pardesüsünü alel tecel üstünden çıkarıyor ve piposunu alıp yanan şöminenin karşısındaki koltuğuna oturarak piposu ağzında gözlerini ateşe dikmiş düşünüyor. Ters giden birşeyler var, çözemediği küçüçük birşey… A. Conan Doyle’ a dedektifin bu hallerinden kim haber veriyor dersiniz? Tabi ki küçük, yeşil, sivri kulaklı, haylaz, başında kukuletası olan bir peri. Omzuna çıkmış yazarın kulağına an be an fısıldıyor dedektifin zihninde olan biten herşeyi…. Şu periler de olmasa olmaz hani.
29.Mart.2018
Bir talebe hocasından sordu:”Adem cennetten niçin sürüldü?” Hoca dedi ki:”Adem’ in yaratılışı pek yüceydi. Cennete girip cenneti yeter bulunca bir hatif yüce sesle seslendi: Ey cennetlik cennette yüzlerce bağlarla bağlanıp kaldın. Kim iki alemde de bizden başka birşeye kani olur onunla eğlenir kalırsa o bağlandığı şeye zeval verir, mahvederiz. Çünkü sevgiliden başkasına el atmak doğru değildir.”
Sevgilinin huzurunda yüz binlerce can var. Sevgisiz can ne işe yarar? Sevgiliden başka birşeyle diri olan adam, adamların hepsinden aşağıdır. Başıyla meydandaki topu, sevgilden başkasını görmeyen kapar, sevgiliden başkasına bakmayan çeler.
Söyle. Bu insanların hayırlısı olan Muhammed’den başka kimdir ki? Tanrı onu ‘Mazagalbasar” diye övdü.
Hadiste var: Cennet ehline cennette ilk verilen yemek ciğerdir. Cennet ehli sır ehli olmadığından o yiyişle işe yeni baştan başlarlar.
Mantuku’t Tayr (Kuş Diliyle)
Hz. Muhammed, miraca yükselip Aziz Allâh’ın huzuruna çıktığında (ki nasıldır orası, insanın hiç mi gözü kaymaz etrafta ne var ne yok diye, ki bir de olağanüstü güzellikte olduğunu düşünürsek) nazarı O’ndan başka hiçbir şeye değmemiş. Gözü sağa sola kaymamak demekmiş Mazagalbasar. İşte aşk; fazla yüce, fazla ince
😇![]()
23.Mart.2018
Şu kelime oyunları var hani, zamanla yarışılan ve ipucuna göre sorulan kelimeyi tahmin etme ile ilgili olanlardan. “Bir harf alayım lütfen.” Sonrasında gelsin tahminler, hele ki bir de zorsa kelime… Bazen çeşitli yardımlar sonrasında bir kısmı bulunur da geriye kelimeyi doğru şekilde tüketmek kalır. Ana kelimenin etrafında dolanır da dolanır, dolanır da dolanır çözmeye uğraşan kişi. Baktı gördü olmuyor, tamamen alakasız başka bir kelimeye sıçrar, menzilden de merkezden de gitgide uzaklaşır. Bizler de kalbin merkezinden uzaklaşıyor olabilir miyiz bazen?
22.Mart.2018
Dün bankada gişede işlem yaptırırken yanımdaki gişede de işlem yaptıran bir teyze vardı. Eşi vefat etmiş, onun emekli maaşını almaya gelmiş. Gişedeki memur da ona evrak verdi doldurup imzalaması için. Anladığım kadarıyla okuma yazmayı yakın zamanlarda öğrenmiş. İsmini yazarken bunu büyük bir sevinçle ve aslında bence biraz da gişedeki memurdan takdir bekleyerek söyledi, lakin memur hiç oralı olmayarak, ciddiyetini bozmadan teyzeye ne yapacağını söyledi. Bense sessiz tanık olarak, yanıbaşımda cereyan eden olayı tebessümle izledim. Teyzenin gayretini çok takdir ettim öncelikle, sevinci beni mutlu etti, buna şahit olmak güzeldi
🙂 Nasuh Mahruki’nin “Kendi Everest’inize Tırmanın” kitabı geldi aklıma. İşte dedim, kendi Everest’ine tırmanan birisi. Kitabı okumamıştım, ama başladım
🙂 Vesile oldu dünkü olay. Ben deneyimlere çok önem veriyorum ve deneyime saygıya da… Şurası muhakkak ki ne yazık ki ve belki de iyi ki hayatı çok kısıtlı deneyimleyebiliyoruz. Bu yüzden ister okuyarak, ister yaşarak sınırsız kaynaktan alabilme potansiyelini geliştirmiş insanların sözleri, fikirleri, çıkarımları çok değerli. Ve gerçekten insan, hayatı ve hayatın en mühim parçası olan kendisini çok iyi kavrarsa Tanrı bunu mükafatsız bırakmayacaktır. Bu bilinmezliğin sınırı yok; ne ucu var ne bucağı.
14.Mart.2018
Şimdi
😄 Don Juan Matus adında Meksikalı bir Kızılderili bilge var, bir savaşçı. Fantastik bir karakter de olabilir, gerçekten anlatıldığı şekilde vakti zamanında yaşamış gerçek bir şahsiyet de. Kitabın yazarına bakılırsa böyle biri gerçekten var ve tüm anlattıkları gerçek ; fakat anlatılanlar günlük hayatta yaşananların öylesine dışında ki insanlara kurmaca olduğunu düşündürmüş olmalı. Ben gerçekliğine inananlardanım. Bilge savaşçının çok tuhaf yetenekleri var. Hani ben o yeteneklere sahip olsam, hayat benim için havai fişek gösterisini geçtim, o patlayan havai fişeklerin tam da kendisi olurdu
☺
😊 Ama… Mevzu bu değil, bilge savaşçı inanılmaz bir ruh yüceliğine sahip, i-na-nıl-maz!!! İçinde olduğumuz dünyayı yadsımayan, ama onun fersah fersah üstüne çıkmış biri. Henüz tüm seriyi bitiremedim, bazı şeyleri kafamda canlandırmakta oldukça zorlanıyorum. Bilge savaşçıyla ilgili bulduğum bir yazıdan aşağıdaki metin de… Gözlerinizi kapatırsanız ışık hiçbir işe yaramaz. Işığınızla beraber bakacak cesaretiniz de daima olsun.
“Bilge Savaşçı en basit hareketlerinin bile sorumluluğunu yüklenir. Sabırla bekler ve neyi beklediğini bilir. İnsanları mutsuz eden onların geçici istekleri olduğunu bilir. Çünkü geçici isteklerin sonu yoktur, biri elde edildiğinde derhal yeni bir istek yerine geçer. Geçici isteklerler, hazlar ve dünya nimetleri Bilge Savaşçı için hiçbir önem taşımaz. Bu bakımdan hiçbir beklentisi yoktur. Fakat “Hakikat”’ten ona ulaşan ufacık bir hediye veya bilgi kırıntısı onun için büyük değer taşır. Hakikat özden kaynaklanır ve kalıcıdır. “Gerçek” ise Ego’dan kaynaklanır ve geçicidir.”
09.Mart.2018
Aşkı, huzuru gönül aydınlığına çıkarabilmek için zamandan sıyrılarak mesafesiz yükselişin sonundaki hazdan gönül zenginliği kadar nasibini almaktır.”
Bu, aslında SEMAnın yapılan tanımlarımdan biri. İfade ediliş tarzı sanırım, beni çok etkiledi. “Gönül aydınlığı” ne hoş bir tanımlama. Aşkı, huzuru gönül aydınlığına çıkarabilmek için… Doğru, çoğu zaman bulduğumuz şeyler gönlümüzün karanlığında kaldığı için yitip gidiyor, ne yazık. Bulmak hiç bir zaman kafi değil o yüzden. Bunun nasıl yapılacağına dair bir açıklama: zamandan sıyrılarak mesafesiz yükseliş. Zaman yok, mesafe yok. Algılarımızla kodladığımız dünyada, bu kodlar olmadan düşünmek çok zor ki sanırım buna aşkınlık deniyor, kalple hissedilebilen bir tanımsızlık ancak. Ve o sınırsız hazdan ancak gönül kabın kadar alabilmek. Ne kadar engin ve derinse, o kadar alabilmek…
26.Şubat.2018
Bir ara burç kupaları vardı. Bilmiyorum hala var mı? Burcun amblemi olur, özelliklerini sayar döker, en sonunda o burcu niteleyen kelimeyi yazardı. Balık burcunun kelimesi “inanıyorum” idi. Kesinlikle doğru
😇 bir balık inanır, ama bazen de inançsızlığa olan inancı öyle büyük olur ki, paldır küldür inançsızlığın dipsiz uçurumuna yuvarlanır. Her halükarda iyi bir inanandır balık
♓
😇 Aslında her birimiz öyleyiz, birşeylere kuvvetle inanıyoruz ya da inanmıyoruz ve seçimimiz hayatımızı belirliyor. Bana her zaman otobüste, yolda belde her neyse artık gördüğü insana, hayatının aşkını bulduğuna inanarak evlenme teklif eden insanlar çok tuhaf gelmiştir. Eminim ki çok nadirdirler ve eminim ki yarısından fazlası da “Aaaaa, mannnnyak!” nidaları eşliğinde suratının ortasına aşkeden bir tokatla yanıldığını yıldırım hızıyla anlıyordur ve çok azı da gerçekten hayatının aşkını bulmuştur
😇 işte bu onulmaz, sarsılmaz, büyük bir inançtır. Biz inandığımız şeyleri yapar, inandığımız rolleri oynar, inandığımız gibi yaşarız.
Ben Atatürk’e büyük bir minnet yanında büyük de bir hayranlık beslerim ve kimse de öyle gelip sevgisini kalbimden atamaz. Ve Atatürk nasıl bir inanan, insan pes etmez mi, yenilmez mi, kırılmaz mı, herşeye rağmen nasıl dayanır? O, sadece kendini görevli addetmiş bir insan, bu milletin kurtuluşu için. İnanmış, sadece inanmış bu insanları, bu ülkeyi, bu milleti kurtaracağına. Kimse ona böyle bir görev vermemiş, böyle bir rol biçmemiş, kendinden başka başlarda. Bunu kalbimle biliyorum ki eğer başarısız olsaydı yüzyılın delisi olarak tarihe geçecekti, ama başarılı oldu ve yüzyılların devlet adamı, dahisi olarak adını yazdırdı. İnanmak birşey, inandığında başarılı olmak başka birşey. Kıldan ince kılıçtan keskin incecik bir çizgi, ya zırdelisin ya dahi, işte bu zıtların muazzam birlikteliği…
22.Şubat.2018
Bazen, ki aslında bunun her gün olmasına çalışıyorum çok akıllı olduğunu düşündüğüm insanlardan çok güzel sözler duyuyorum ve benim gibi bunu fark etmeyenler olduğunu düşünerek paylaşmak istiyorum heyecanla. Hem de en kocamanından iki tane var bugün
😊 bir tanesi şu ki mutlu olmak için çaba göstermek zorundasınız. Muhteşem değil mi? Aslına bakılırsa her birimiz içinde bulunduğumuz koşullara alışıyoruz. Hayatımız normal seyrini daha güzele doğru değiştirdiğinde, güzel bir değişiklik olduğunda mutlu hissediyoruz, ama alıştığımız zaman yeni duruma, mutluluk hissi ışıltısını kaybediyor. Bu normal mi, sanmam, eğer böyleyse hiç mutlu olamayan, saçma sapan şeyler peşinde koşarak mutluluğu küçük bir kelebek gibi yakalayacağını sanan bencil insanlar olarak ömrümüzü tüketeceğiz demektir, ki çok yazık. Şimdi daha iyi anlıyorum ki mutluluk zihnsel bir durum, suyun sıvı hali, katı hali gibi bir hal. İşte tam da bu yüzden mutlu olmak için çaba göstermek gerekiyor, ortada çok somut bir durum olsa bile mutsuz olmak için, sabredip akıp gitmesi için, çünkü hiç bir şey baki değil ve belki de bir sebebi olduğuna inanarak, devam etmek gerekiyor. Ve yine aynı kişiden ikinci muhteşem saptama da şu “İyiliğin sıradanlığı dikkatimizi çekmiyor, ama iyilik var.” Hayatımızda iyi olan, güzel olan şeylere alışıyoruz ve bir süre sonra köreliyoruz belki ama varlar, tüm mevcudiyetleriyle. Bizim kitabımızda şükredene daha çok verileceği yazar ve elindekini fark etmeyen zaten daha ne verilirse verilsin tatmin olmayacaktır. Onun için bugün de ne kadar talihli olduğumuzu hatırlamak için bir vesile lazım belki.
20.Şubat.2018
Ben pınar olmaktan başka hiçbir şey bilmem, hiçbir şey. Gökteki güneş olamam, alınan nefes olamam, bir güvercin olamam, uçmak nedir bilemem, bir balık da olamam, büyük balıktan nasıl kaçılır küçük balıklar nasıl avlanır, hiç mi hiç anlamam. Yağmur olup yağamam, rüzgâr olup esemem, nasıl tohum olunur, karanlıktan aydınlığa nasıl varılır sorsanız diyemem. Sen olamam, o olamam, sevsem de sevmesem de kendimden başka hiçbir şey olamam. Ateş olup da yakamam ben, en fazla geldiğim yere geri giderim susuzluktan kavururum olsa olsa. İlla ki birşey olmam gerekse kendimden başka, kalpteki olayım derim kana kana…
19.Şubat.2018
Bazen isterim söz hiç bitmesin, bazen isterim söz hiç uzamasın. Ben yine aynı ben amma zaman zaman değişir uzaklığım yakınlığım. Bazen bir nazar eyler geçerim, bazen mühürlenir kalır bakışlarım. Bugün benim de sözü hiç yok uzatasım. Zamanın birinde bir dervişin şeyhi Hakk’a yürür. Hayat boşlukları doldurur kabilinden yerine sahte bir şeyh peyda olur. Gönül gözü açık ya dervişin yanaşmaz ona mesafesini korur. Kader bu ya bir gün karşılaşırlar ikisi bir yerde. Şeyh der dervişe “Evladım senin şeyhin sahte, sen gel bana biat eyle.” Derviş der: “Haklı olabilirsiniz efendim, bilemem şeyhim gerçek ya da sahte. Lakin emin olduğum tek bir şey var ki benim sevgim gerçek.” Hikayeyi anlatının da dediği gibi “Dileyen istediğini söylesin, seviyorum işte, var mı diyeceğin?”
14.Şubat.2018
Ben hiç Virginia Woolf okumadım. Muhtemelen denk gelmedi ya da bir şekilde merakımı cezbedecek şekilde birisinden duymadım ta ki geçen güne kadar… Cem Seymen’ den duyana kadar. Cem Seymen tvde program yapan bir gazeteci ve adam kamera karşısındaki ilk çekiminde heyecanlı heyecanlı birşeyler anlatırken ayağı takılmış. Akışın bozulduğunu düşünen kameraman çekimi kesince çok sinirlenmiş adam ve kızmış kameramana heyecanını yok ettiğini söylerek ve geri kalanını da çekmemiş sonra. İzleyince zaten bu tepkiyi vermesinin normal olduğunu anlayabiliyorsunuz, çünkü heyecanı elle tutulabilecek kadar somut neredeyse. İşte onun Virginia Woolf’ tan bahsetmesi merakımı cezbetti. Nasıl bahsetti ki ondan bu kadar? Yazar belli bir zaman diliminde kafasından geçen herşeyi sıralı bir şekilde ard arda anlatıyormuş yazılarında, müthiş birşey. Bizler diğerlerinde hep altın vuruşu görebiliyoruz, büyük bir zincirin son halkasını, davranışı. Bir tohumun filizlenmesi gibi aynı, upuzun bir süreç var öncesinde. İşte tam da bu yüzden gördüğüm bana asla yetmez, hep merak ederim, neden ve nasıl? Ölüyorsak bir hikayesi var, yaşıyorsak bir hikayesi var, doğduysak ki oldukça büyük bir hikayesi var
❤
😇
Buranın tek sevdiğim yanı manzarası değil. Tuhaf bir is kokusu oluyor bazı zamanlar nereden geldiğini anlayamadığım ve direkt olarak beni sihirli bir zamana götürüyor bu koku, anneannemle dedemin evine. Kömürlü şofben vardı evlerinde ve rüzgarın ters estiği zamanlar ya da ilk tutuşturma evresinde is kokusu sarardı her yanı
😇 bilemiyorum, insan küçükken etrafındaki herşey daha büyük olduğu için dünya gözüne daha bir sihirli gözüküyor sanırım.
Gizemli bir yolculuğun içindeyiz, neye göre bu yolculuğa seçiliyoruz bilmiyorum. Her safhası farklı, hepsi ayrı tatlar bırakan Alice’ in harikalar diyarına yaptığı yolculuk kadar heyecan verici bir yolculuk; varlığın ve yokluğun olduğu. Bugün varız, yarın yokuz işte. Dün olanlar bugün yoklar, bugün olanlar da yarın olmayacaklar. Gerçekten de öyle mi acaba
😊 sanmam, bu öyle bir hikaye ki biteceğine asla inanamam. Sonsuz yolculuk, sonsuzluğa yolculuk.
07.Şubat.2018
Üstünde Budist kıyafetleri olan ve saçlarının tümünü kazıtmış olan bir kadının konuşmasını dinledim dün. Bu zaten çok söylenen birşey lakin daima hatırlamakta fayda var çünkü çok çabuk unutuyoruz insan ırkı olarak; müthiş bir ödül ve müthiş bir lanet, yerine göre. “Kim mutsuz olmak ister?” diyor kadın, “ama mutluluğunuzu dış etkenlere bağlarsanız mutsuzluk kaçınılmazdır.” Doğru, birşey bulun, kendi içinizde, saf mutluluğu belki, orada bir yerlerde, hiç bir şeye bağlı olmayan, hiç bir şeyden etkilenmeyen, koşulsuz. Konuşmasının son üç dakikasında meditasyon yaptırdı. Sandalyede dik oturur pozisyonda, sol eli sağ elinin içinde, baş parmakları birbiri ile bitişik, gözleri kapalı. Çok severim ellerin bu pozisyonunu, ki hatta başka birinin ellerini dahi o şekilde görmek bana inanılmaz bir huzur verir. Kadın bitirirken dedi ki, aslında bunca şeyi sadece son sözleri için yazıyorum, dedi ki ;”Meditasyonda bulduğunuz, yakaladığınız bu huzuru tüm gün boyunca yanınızda tutun, kendiniz için ve başkaları için.”
❤
05.Şubat.2018
Ortaokul yıllarından Pisagor bağıntısını hatırlamayan var mı? a2+b2=c2 Bir dik açılı üçgende, dik açının karşısındaki kenarın karesi, diğer iki kenarın karesinin toplamına eşittir. En sevdiğim denklemlerden biri ve bu denklemi bulan da Pisagor. Pisagor aslında hem bir matematikçi hem de bir filozof. Ayrıca kendisi filozof kelimesini ilk olarak da kullanan kişidir. Filozof dilimize Latinceden evrilmiş bir kelime. Şöyle ki phileo sevmek ve sophos da bilge anlamlarına gelir. Filozof kelimesinin dilimizdeki karşılığı da bilgiyi seven anlamındadır.Neden direkt olarak bilge değil de, bilgiyi seven, bilginin peşinde koşan anlamına gelen filozof kelimesini kullanmış peki Pisagor? Bilge olduğunu, hikmet sahibi olduğunu iddia etmek demiş insanın haddini aşması olur; çünkü hikmet sahibi olan, hakim olan Tanrıdır. Hikmetin kırıntılarına sahip olabilmek için bile Tanrıyla temas halinde olmak lazımdır ki buna en güzel örnek peygamberlerdir. Bizler olsak olsak hikmet aşıkları olabiliriz, bilginin peşinde koşan, onu arayan insanlar olabiliriz mealinde şeyler söylemiş. Zaten derdi aşk olanın, aşıklık umrunda bile olmaz.
Yıl 1986: O tarihlerdeki Pınarın gözünden anlatayım mevzuyu. Maradona diye bir adam var. Arjantinli ve inanılmaz bir futbocu. O kadar iyi futbol oynuyor ki adam, iyi futbol oynayan herkes Maradona, ortalık envai boyda Maradona dolu ve adam tek; bir eşi benzeri yok o devirde. Bu adamın oynadığı bir maç var;mavi-beyaz formaları olan Arjantin Milli takımında oynuyor, kimlere karşı oynadıklarını bilmiyorum o vakitler; lakin İngiltere imiş. Maradona bir gol atıyor maç esnasında ve olay oluyor. Medeniyetin esir aldığı tüm dünya bu golü konuşuyor; çünkü Maradona golü eliyle attı ve “O el Tanrının eliydi.” dedi ve gol sayıldı. Ortalık çalkalanıyor resmen. Ne Tanrısı ne eli
🙂 Ne sanıyor ki Tanrı’yı bu adam, çıldırmış olmalı, benim nazarımda öyle. Niye bu kadar çok konuşuluyor, anlayamıyorum. Zaman geçtikçe olay yatıştı tabi ve Maradona da geri adım atmadı zaten. Ve yıllar sonra yaptığı açıklama ie şöyle “O sıralarda söyleyemediğimi şimdi söyleyebilirim artık, o dönemde golü ‘tanrı’nın eli’ diye açıklamıştım. ne tanrı’sı yahu! basbayağı Diego’nun eliydi! ve sanki İngilizler’in arka ceplerinden cüzdanlarını yürütüyordu (Aynı İngilizlerin yüz yıllar boyunca Dünya’nın arka cebinden yürüttüklerinin yanında lafı mı olur)… Kimse farkına varmadı: Kendimi bütün gücümle fırlattım. Bu kadar yükseğe nasıl zıpladım, bilmiyorum. Sol yumruğumu ve kafamı geriye attım, kaleci Peter Shilton anlamadı ve arkadan gelen Fenwick itiraz eden ilk kişi oldu. Bir şey gördüğünden değil, zıplayarak kaleciyi nasıl aştığımı anlayamadığından. Yan hakemin orta yuvarlağa gittiğini görünce, babamın bulunduğu tribüne koştum, bağırdım. Bizim ihtiyar beline kadar sarkmıştı, golü kafamla attığımdan emindi! Sol yumruğumu golü kutlamak içinmiş gibi yukarda tutuyor, bir yandan da hakemlerin nerede olduğuna, bir şeyden şüphelenip şüphelenmediklerine bakıyordum. Hiçbiri bir şey anlamamıştı. İngilizler protesto ediyordu, Valdano da parmağını dudaklarına götürmüş, şşt yapıyordu bana, hastanedeki hemşire fotoğrafları gibi.”
Bilge olduğunu iddia edenle, ben sadece bir bilgi aşığıyım diyen arasındaki fark. Ne demiştik
🙂 derdi aşk olanın, aşıklık zerre umrunda olmaz. Günaydın ![]()
![]()
![]()
02.Şubat.2018
Sabah yine gelirken, meydanda, şehrin göbeğinde, bir mağazanın önünde kapının ağzında boylu boyunca serilmiş kırmızı halının üstünde büyükçe bir karaltı gördüm. Genelde köpekler orada kıvrılıp uyuyor olurlar sabahın o saatlerinde; ama karaltı o kadar büyüktü ki daha dikkatli bakınca onun insan olduğunu anladım, uyuyordu.
Ben ne zaman istemediğim, hoşuma gitmeyen şeylerle karşılaşsam ya da daha da kötüsü bana istemediğim şeyleri yaşamam, tecrübe etmem dayatılsa gerekli gücü sağlamak, pes etmemek için inancıma sığınırım. Dünyanın en zeki insanı olabilirsiniz, en güçlü, en zengin, en sevilen… Farklı şekillerde büyük bir güce sahip olabilirsiniz. Sizden daha büyük bir güç mutlaka olacaktır. İnsanlara, tüm bir evrene hükmedemezsiniz. Evet, doğru olan sadece bu diye bas bas bağırsanız, bir ihtimalle bunu kabul ettirseniz bile onları bu yolda gitmeye zorlayamazsınız; çünkü buna gücünüz yetmez ve gücü olanın da böyle bir arzusu yok, ne tuhaf.
Kader dediğimiz şeyin de bir yolu var, kendi yolu. Ne yaparsanız yapın, kendinizi galip sayın ya da kendinizi mağlup sayın o yine de varacağı son noktaya dolambaçlı bir şekilde olsa bile, çok vakit kaybetse bile mutlaka ama mutlaka ulaşıyor.
Ve benim bu sabah orada gördüğüm adam, orada olmayı hak ediyor muydu bilmiyorum. Zaten mevzu hak edip hak etmeme mevzusu da değil. O adam her kim ise orada kendi sınavını veriyor ve ben de burada kendi sınavımı veriyorum. Hayatta hiç kimseyi hiç birşeyden koruyamazsınız, belki de bu Tanrıya karşı had bilmezliktir, çünkü tek sahip odur. Bizler sadece yapmamız gerekeni yaparak aslında, erdemli olanı, doğru olanı ve hayattan yana olanı, Tanrının rızasını gerçekleştirebiliriz. Ki o yüzdendir Gandhinin de dediği gibi “Hayatta görmek istediğin değişiklik kendin ol.” Tanrının ışığı size kılavuz olsun.
31.Ocak.2018
Sabah daha gün aydınlanmadan evden işe yaptığım yürüyüşlerim var; yolum hep aynı yol gibi gözükmesine rağmen aynı yol değil aslında, değilmiş..
Evden çıkalı henüz çok olmamıştı, başımı bir çevirdim ki dolunay tüm muhteşemliğiyle lacivert gökyüzünde tepsi gibi parlıyor. Ne harikulade bir güzellik. Böyle zamanlarda olağanüstü bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Gökte bir ayın olması bile tek başına mucizevi birşey. Abartıyor muyum sizce, bence hayır
☺ biraz daha ilerledikten sonra yolum sağa doğru saptı ve başımı sağ tarafa doğru çevirdiğimde, muhteşem renklere bürünmüş gökyüzü ile karşılaştım. Ağır ağır güneş doğmaya başlıyordu artık. Güneş ve ay arasındaki aşktan bahsedilir ya, buluşabildikleri nadir anlardan birisi işte, kısacık.
Genelde çoğu insanın hayalidir gezmek, farklı şehirleri, farklı ülkeleri, dünyanın farklı yerlerini. Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki, bilmediğimizden bizim için yok hükmünde olan ama oysa ki orada… Ve nereye gidersem gideyim göreceğim yine aynı gökyüzü, aynı güneş, aynı ay ve aynı yıldızlar. Bilmiyorum, hayatım birden bire değişebilir, neden olmasın
☺ tüm dünyayı gezebilirim, bir sabah uyanmışım ki gezgin olmuşum. Tanrının yarattıklarını, insanların binlerce yıldır ardlarında bıraktıklarını herşeyi ve herşeyi görebilirim. Ve hatta uzaya da gidebilirim. Küçükken böyle bir hayalim de vardı zaten. Kuzenimle birlikte astronom olmaya karar vermiştik. Sonra ben uzayı görmek istemediğime karar verdim, sonsuz bir karanlıkta kendimle ilgili karşılaşacaklarımın bana kaldıramayacağım kadar ağır gelebileceğini düşündüm ve kendi bildiğim gerçeğimde kalmayı yeğledim. Oysa ki ne görürsem göreyim, ne yaşarsam yaşayayım döneceğim yine benim kendi kabuğum olacak.
Yol değişebilir, yolun karşıma çıkardıkları değişebilir, yolda yürüyen ben değişebilirim. Herşey değişebilir evet, görünüşte herşey değişebilir ya da görünüşte hiç birşey değişmeyebilir. Lakin özünde herşeyi değiştirebilecek olan, güzel kılan, bilemiyorum artık aranan, beklenen, istenen, özlenen her ne ise öyle kılan sadece ve sadece insanın kendisidir ve onun değer kattıkları ile ona değer katanlar
💞
30.Ocak.2018
Bir şey yaptığında karşılık bekleme diyorlar, sonucuna bağımlı olma. Övgülerin de yergilerin de kalbine dokunmasına izin verme. Kalbin hafif bir esintinin dokunduğu yaprak kadar dahi olsa titremesin. Barındırdığı güzelliklere şükran duymak yerine buruşturup attığımız takvim yapraklarına üzülmeyelim. Kalp hepsinden azade olsun, bir güzelliklerle dolsun.
23.Ocak.2018
Küçük bir insan düşünün ki bu küçük insan ben oluyorum, yıllar yıllar önce
😀 minicikkene, mantar gibi yerle bitişik, büyüklere inanılmaz gıpta ederdim. Anneme şunu dediğimi hatırlıyorum, hep isyankar bir tavrım vardır zaten pek çaktırmasam da, demek o zamanlardan taaa; ” Neden siz büyük doğdunuz da ben küçük doğdum ki anne? Ben de büyük olmak istiyorum. ” Tabi burada verilen cevap belli, her annenin söyleyeceği şeyler, lâkin şimdi o zamanlardan bu zamanlara, hâlâ gıpta ettiğim, imrendiğim insanlar, durumlar var. Ve gerçekten oluyor, ama biraz zaman ve emek istiyor sanırım herşey ve yemeğin olmazsa olmazı gibi, tuzu gibi, illa ki de sabır
😇
😇![]()
20.Ocak.2018
Az evvel yaşlı bir amcacık vardı televizyonda. Seksenlerini geçmiş da doksanlarına merdiven dayamış gibi görünüm itibariyle. İznikte geçirmiş uzun ömrünü. Tahtadan fıçılar yapıyor ; ondört yaşında başlamış baba mesleğine. Babası denemiş o yaşta yaptığı ilk fıçıyı, içine su koymuş, bakmış sızdırmıyor, yapabilirsin sen bu işi demiş ona. Kendisi o kadar şanslı olmamış ama çırak konusunda; oğulları yanaşmamış ata mesleğini yapmaya, gazetelere verdiği ilanlar da işe yaramamış. Bir, torunu sevmiş mesleğini ama ona da kendisi kıyamamış, elleri kesik içinde kalacak diye yanaşmamış çırağı olmasına. Ellerini bir gösterdi ki,iki büklüm olmuş, kıvrım kıvrım, uçları kesilmiş, nasır içinde. Ben mutluyum diyor adam
❤ sevdiğim işi yaptım ömrüm boyunca. Hep imrenmişimdir böyle insanlara, tüm bir ömrünü tek birşeye vakfetmiş, mutluluğu, huzuru yüzüne yansımış, beden kabuğunu da büyük bir huzur içinde vakti geldiğinde ardında bırakacak olan güzel bir ruh. İnsan eli uzanmasa bile bir yerlerde öyle sağlam kayalar olduğunu bilmenin güzelliğini hissedebiliyor.
Yüz yıl önce de iki yüz yıl önce de ve hatta daha uzun yıllar önce de birileri hep yakınmış çağın hızla modernleşmesinden. Çağa da ayak uyduralım ama özümüzü, aslımızı da koruyalım diyenler olmuş her vakit. Biz onun efendisi olacağımıza, o bizim efendimiz gibi sanki, teknoloji deyin, modernite deyin, ne derseniz deyin buna. Bu çağın içine doğanlara birşey diyemeyeceğim ki onlar arasında bunu yadırgayan, kırmızı saçlı bir babaanne kadar tuhaf bulan çocuklar bile mutlaka çıkacaktır. Yaşı kemale ermiş lakin ruhu çılgınlarcasına bedeni içinde at koşturanların yaşadığı çağa gösterdiği mükemmel uyuma rağmen bu işte bir tuhaflık olduğunu sezen tazecik ruhlar da olacaktır her daim.
Ne bileyim, sonuçta herşey bir tercih, bir olma durumu, oluş lakin öze halel gelmemesi herşeyden daha mühim. Herşeyi ardımızda bırakırken aslolan bir o olacak çünkü.
18.Ocak.2018
Muhiddin İbn’ül Arabi’nin zihninin işleyişine, oluşturduğu evren tasavvuruna, varoluşu ve yaratıcıyı belli bir mantık silsilesi içinde açıklamasına hayranım. Zaman zaman kafam karışıyor, çünkü anladım ki bu vakte kadar, Allah dostları pek fazla konuşmuyorlar, çünkü onlar kendilerini Tanrının dışında ya da Tanrıyı kendilerinin dışında görmüyorlar. Birin dışında değil içindeler. Hal böyleyken söyleyecek ne var? Kimileri konuşuyor, kimileri eyliyor sessizce, güneşin doğuşu, yağmurun yağışı gibi eyliyor, varoluşunun tamamı ile hakkını vererek ve bilmiyoruz, görmüyoruz, belki de burun kıvırarak geçiyoruz kim bilir. Muhiddin Arabi de anlamaya çalışanlardan, anlatmaya çalışanlardan kanımca, olabilecek en güzel şekilde.
16.Ocak.2018
“Eski insanlar törel değil fiziksel dönüşüm uyguladı. Karşılaştıkları sorunlara uyum sağlayarak değiştiler. Günümüz insanı ise kesinlikle fiziksel değil törel dönüşüm uyguluyor. Dışarıdaki zorluklara direnirken yüreklerinin etkilenmesine izin veriyorlar. ”
Ben de ikincisini yapıyorum sanırım ; dıştakini değiştirmek yerine, içtekini değiştiriyorum.
14.Ocak.2018
Frodo, yüzüğü dövüldüğü ateşe geri atıp onu yok etmek ve Orta Dünyayı kötülükten kurtarmak üzere görevlendirilmişti. Frodonun yolculuğu çok uzun ve zorluydu. Yolda onu bekleyen, insanların kanı donduracak kadar kötü yaratıklar, sayısız tehlike vardı. Ona göz kulak olması işini dostu Sam’ e verdi Gandalf; çünkü yolculuk çok riskliydi. Frodo’ nun hayatı zaten tehlikedeydi, lakin başarısızlık da dünyaya kötülüğün hakim olması demekti ve bu kötülük dünyanın sonunu getirecekti.
Yolculuk başladı. Sam, Frodo’nun yoldaşı, sadık dostu idi ve onlarla beraber yolculuk etmeseler de Kral ve dostları, dört bir yandan onlara akın eden kötülükleri engellemek, onların yolunu açmak için yola koyulmuşlardı. Yolculuğun daha başlarında, bunun ne kadar çetin bir görev olduğunun farkına varmıştı Sam de Frodo da. İlerliyorlardı ve ilerledikçe anlamaya başlamışlardı ki asıl mücadele yüzüğe karşıydı. Yüzük çok ağır bir yüktü ; çünkü yüzük bulunmak istiyordu, Sauron’ un onu bulmasını istiyordu ve bunun için de her geçen an Frodo ‘nun zihnini bulanıklaştırıyor, onun kalbini yavaş yavaş karartıyordu. Bazen öylesine kıskıvrak yakalıyordu ki Frodoyu, kendisiyle giriştiği mücadeleden, kötü bir kabustan uyanmış gibi kan ter içinde ve yorgun olarak çıkıyordu. Sam, aslında dosttan çok daha fazlasıydı, tam düşmek üzereyken Frodo, yenilmek üzereyken ona “Bay Frodo” diye seslenerek kendine gelmesini sağlıyor, kalbinin sesi olarak konuşuyordu Frodoyla. Frodo’ nun kalbi gitgide kapanıyordu, daha az konuşuyor, sessizleşiyordu. Konuştuğu nadir anlarda Sam’le dertleştiğinde onun kendine karşı büyük bir mücadele verdiğini anlıyordu. Yolculuk başarıyla bile sonuçlansa, ki Sam’ in buna inancı tamdı, arkadaşı Frodo asla eskisi gibi olmayacaktı. Yüzük onda, iyileşmesi imkansız, çok derin yaralar açmıştı.
09.Ocak.2018
Duydum ki bugün tam da doğmak üzereyken güneş, yaramaz yaramaz yüzlerce misket çok da aceleleri varmış gibi hoplaya zıplaya geçmişler güneşin gözlerinin önünden. Bizimki de arkalarından seslenmiş, “Hop! Bu ne telaş, nereye böyle?” Kendi gürültülerinden duymamışlar bile sesini ve son sürat devam etmişler yollarına büyük bir neşeyle. Bizimki alınmış mı artık yoksa öfkelenmiş mi, yoksa merakına mı yenilmiş bilinmez peşine düşmüş misketlerin. Biraz da özenmiş onların bu neşeli hallerine. “Bıktım böyle göklerde kurum kurum kurumlanmaktan, ben de hoplayıp zıplayıp küçük arkadaşlarımın eğlencesine katılmak istiyorum.”diye düşünmüş. Kolay mı güneş olmak, ama biraz eğlence onun da hakkı. İşte bu yüzden bugün ortalarda görünmeyişi
☺ merakta olanlar varsa haber edeyim dedim.
02.Ocak.2018
Bizler insanlar olarak diğer türlere göre fiziksel donanımı en az olan canlılarmışız. Postumuz yok, pençelerimiz yok, kocaman kocaman dişlerimiz yok vs… Bu şekilde hayatta kalmaya çalışıyoruz, zor bir iş başarıyoruz. Kurulu bir düzene doğduğumuz için şu an bunu sorun olarak görmüyoruz, lakin türümüzün ilk örnekleri için başa çıkılması zor bir problem olsa gerek.
Vakti zamanında bir doktor bana insan metabolizmasının kışın yiyecek bulmanın zorluğu dolayısıyla yazın kışa hazırlık amacıyla besinleri stokladığını ve kış aylarında bunları kullandığını söylemişti. Bana en ilginç geleni ise hala evrimleşememizdi. Kısacası bizler zor koşullar altında yaşamaya programlanmış canlılarız. Hayatta kalmak için, gelişmek için buradayız. Sıkıntı yoksa ciddi bir sıkıntı var demek bu da ; çünkü karşılaştığımız her problem bizi öldürmediği sürece güçlendirecek. Bence bir canavara dönüşmeden insan olarak üstesinden gelmek de en büyük başarı
☺
😇 sıkıntımı seveyim, sıkıntınızı sevin her ne ise
☺
😇![]()
18.Aralık.2017
Bir gün bir hakikat yolcusu, hakikatin peşine düşmek için öyle büyük bir arzuya kapılır ki, gözü ondan başka hiç bir şeyi görmez olur, hiç bir şeyi! Her nedense hakikatin uzaklarda bir yerlerde olduğu fikrine kapılır ve karşı koyamadığı derin arzusu yüzünden evi terk etmeye karar verir. Eşi, kocasının bu kararını duyunca çılgına döner, ağlayıp sızlamaya başlar. Öyle kararlıdır ki adam, ne kadar kararlı olduğunu anlaması için karısına şunları söyler: ” İstersen beni kararımdan caydırmak için, çocuğumuzu köpeklerin önüne at parçalamaları için, umrumda bile değil!!!”
* * * * * * * * * * * *
İnsanların içinde olduğu
Tuhaf bir zandır zan
Kiminde bolca bulunur hüsn-i zan
Kiminiyse esir almıştır su-i zan
İyi ya da kötü alır şeklini
İçinde olduğu kaptan
İnsanı yaşatan da öldüren de
Ağlatan da güldüren de
Halden hale sürükleyen de
Bir tuhaf zandır zan
15.Aralık.2017
Pisagorun dediğinden ziyade ben kendi anladığımı nakledeyim. Diyor ki: hayatta üç şey var ki muhteşem ; aşk, sanat ve güzellik. Bakalım ben güzelliği anlatmak konusunda ne kadar başarılıyım? Gerçekleri biraz süsleyerek tabiküsü de
☺
☺
Daha önce sabahın bu saatlerinin ne kadar güzel olduğunu hiç fark etmemişti. Kim bilir kaç kere yaşamıştı bu saatleri, ama şimdiye dek fırsatı olmamıştı demek ki. Güneşin kollarını göğe uzatmış, başını zafer sarhoşu imişçesine hafifçe arkaya yatırmış bir Yunan Tanrısı gibi hükümranlığını tüm canlılara kabul ettirişini görmek muhteşemdi. Işığın en saf hali olsa gerekti bu. Her yer nura boyanmış gibi, beyaz bir ışıktı pencereden baktığında gördüğü. Yol yol olmuş sis katmanlarının arasında güneşin altın yaldızlara boyadığı kentin silueti, tüm sıradanlığına rağmen olağanüstü gözükmekteydi. Güneşin varoluşu kutsayışına tanık olanlar, tepede yükselmesiyle beraber, saatin gece yarısını göstermesiyle sihirin sona erip herşeyin eski haline dönmesi gibi, birazdan sihirli ışıltının yerini sıradan renklerine bırakacağına da tanık olacaklardı…
11.Aralık.2017
Artık her sabah güneşin doğuşunu izleyebiliyorum. Öyle bir doğuşu var ki, muazzam. Eski insanların neden güneşe taptığını anlamak hiç zor değil. Boşuna demiyorlar güneş gibi doğdun ömrüme, gözlerimi kamaştırıyorsun, güneş kadar güzel, güneş kadar aydınlıksın. Koca ve hantal yerküreye bir doğuşu var ki sanki yüz yıllık karanlıktan, yüz yıllık yalnızlıktan kurtarır gibi. Nice özlemden sonraki vuslat gibi. Onca mücadeleden sonra yer ile göğü ayırıp kendine yol bulmuş gibi, ya da herşey kendiliğinden zuhur etmiş gibi. İhtiyaç duyduğumuz şefkati her gün yeniden hatırlatır gibi, sonsuz karanlıklar içinde bizleri kutsar, cesaret verir gibi. Sonsuz bilinmezliğin kesif örtüsünü aralar gibi. Onca ayan beyanlığına rağmen sadece bazı gözlere görünür kılıyorsa kendini, o da ara sıra belki, kendiyle arasına mesafeler koymuş çoğu insan kişileri…
07.Aralık.2017
Gri büyücü Gandalf Ak büyücü Saruman ile karşı karşıya gelir ve mağlup olur, lakin ölmez. Hapsedilir, bir şekilde kurtulur. Ak büyücüdür o da bundan böyle güçlenmiştir. Orta dünyada iyiliğin ve kötülüğün savaşı devam etmektedir. Dünya ya kapkaranlık bir yer olacaktır ya da iyilik kazanacaktır.
Gandalf arkadaşlarının yanına gelir ve tekrar gideceğini, birkaç gün sonra şafak sökerken döneceğini, onu beklemelerini söyler.
Dediği gün gelmiştir Ak büyücünün. Kasvetli bir hava vardır, ağır… İyiliğin ışığı sönmek üzere derken Ak büyücü, öte alemden gelmiş gibi gözüken ak atının üstünde asasını ileriye doğrultmuş kötülüğün üstüne dalga dalga ışığını yaya yaya gelir.
Çok severim o sahneyi… Herşey bitti derken hiçbir şey bitmemiştir. Ve Tanrı tam da böyle birşeydir, tüm inananlar için. Her zaman bizim hayal ettiğimiz gibi olmasa da tam da böyledir ortaya çıkışı.
27.Kasım.2017
Muhyiddin İbnü’l Arabi diye bir zat yaşamış vakti zamanında. Filozof desem kendisine, bir insana hiç hazzetmediği birşeyi yakıştırmak gibi bu, hani derler ya kemikleri mezarında ters döner duysa. Bu şahıs bir din alimi, mutasavvıf ve hikmet aşığı bir insan olarak kesinlikle bir feylesof. Zihninin labirentlerinde tamamen dolaşmadım, ciddi emek ister ve şöyle bir gerçek de var ki o labirentte gördüklerimin bazılarını da anlayamıyorum zaten, o kadar yetkin değilim çünkü. Ama anladığım tek birşey var ki İbni Arabi ‘ nin müthiş bir evren tasavvuru var. Müthiş bir bilgisi var ve evreni anlamaya çalışmış. Herşeyi yerli yerine koymaya, bunu da tutarlı bir mantık silsilesi içinde yapmaya çalışmış naçizane fikrim. Cin olmadan adam çarpmaya değil niyetim, sadece bendeki yansımayı paylaşmak.
Bekliyoruz ki kendimizce herşey mükemmel olsun, çünkü dünyanın çok kusurlu bir yer olduğuna dair fikrimiz var değil mi? Ne bileyim, en basitinden savaşlar var, açlık var, pislik var, var da var… Etrafımıza baktığımızda en ufak bir şeyde bile yüzlerce kusur bulabiliriz. İbni Arabi de demiş ki evrende kusur olarak gördüğümüz birçok şey var ama evren aslında sahip olduğu kusurlarıyla birlikte kusursuz. Hani ilk görüşte aşkta insan kendini bir şaşalar ya, şimşekler çakar, işte bu cümleyi okuduğum an benim için öyle bir andı. Tüm kusurlarıyla kusursuz. Bir düşünce ancak bu kadar mükemmel olabilir. Buradan nereye varacağım: aslına bakılırsa hayatlarımız birer hatalar silsilesi olarak görülebilir ve bizler de öyle. Doğru gibi gelen yanlışlar, herşeyi en iyi ben bilirimler, başarılar, başarısızlıklar, şeylere atfedilen anlamların kaybolması, daha da fenası kendimizin kaybolması… Ama güzel olan ne var ya? Tüm kusurlarımıza rağmen, tüm kusurlarına rağmen sevebilmemiz. Kusurlu insanlardan doğan şey tüm kusurlarıyla beraber kusursuz aşk, kusursuz sevgi ve bu gerçekten hiçbir zaman anlamını hakkıyla kavrayamayacağımız hayata anlamını veren tek şey …
***********
İhtimaller yığını sonsuzluğun içinde sonsuz sayıda. Aklınıza gelen ihtimaller ve dahi gelmeyenler, bu kadar mı olur dedirtenler, üstünde düşünmeye bile gerek duyulmayanlar… Sonsuzluk içinde neyin ne olacağını elbet Tanrı bilir, herkes zamanın birinde kendini Tanrı sanma yanılgısına düşer ama olmadığını kimi sert kimi yumuşak elbet gün gelir öğrenir. Ve bu yüzden denir ki hilm sahibi olmak Tanrının güzel bir nimetidir.
23.Kasım.2017
Bu mavinin bir adı olmalı…
Şafak sökerken
Gecenin buladığı
Kendini söküp alamadığı mavinin
Bir adı olmalı
Göğe, yapraklarının arasında
Nefes alsın diye yer açan ağaç
Ve onu fark etsin diye gelip geçen yolcu
İnsanoğlunun yanı başına koyduğu
O lambanın ışığı altında
Gece karası maviye siper ederken kendini
Haşmetli cılızlığıyla
Düşünmeden edemiyor insan
Bu kadar güzel olmasaydın
Böyle sevilir miydin hayat
Ve çirkinliğin güzellik katmasaydı güzelliğine
Bıkmaz mıydı senden insan
Zıtlıklarının ayrılmaz ahengini fark etmeden
Cennetten bir imge olmalı bu
Güzelliğin sessiz kendiliğindenliği
Derin sükutunun içinde varoluşun
O muhteşem azizliği…
21.Kasım.2017
Diyor ki çok sevdiğiniz bir insanla tartıştığınızda üç yüz yıl sonrasını düşünün. Bunu düşünür düşünmez ona sarılmak isteyeceksiniz.
Merak ediyorum bazen. Bir ayrıcalık tanınacak diyelim ki tek bir kişiye, evrenin hal ve gidişatı tek bir insanın kalbine bağlı olacak. Rastgele bir yolla da bu insan belirlenmiş olsun. Herşeyin ona bağlı olduğunu bildiği halde öfkesini, kinini, tüm aşırılıklarını bırakıp, tüm kötü hislerini kalbinden süpürüp içerisini sevgiyle doldurabilir mi acaba? Yapabilir miydik ki acaba?
15.Kasım.2017
Diyorlar ki birçoğumuz ruhumuz olduğundan habersiz imişiz
😞 ve yine diyorlar ki fırtınada yanmaya çalışan bir mum alevi olduğunu anlayan her varlık, varoluştaki tek anlamlı çabanın, kalbini koyduğu bir yolu başından sonuna aşmak olduğunu bilir ve eminim ki kalp kendi yolunu sezer…
07.Kasım.2017
Ne yazık ki bize hep almamız gerektiği öğretiliyor, bu yüzden çok mutsuzuz, sevdiğimiz insanları mutsuz ediyoruz, sonra bir de bizi üzdükleri için onlara kırılıyoruz.
Ve bunda şöyle bir mantıki hata olduğunu düşünüyorum ben, kendimizi hep almaya mahkum, aciz bir yerde konumlandırıyoruz demek ki; daha güzel, daha iyi, daha akıllı, daha zengin, daha daha daha… Maddi ya da manevi fark etmez, daha …. olsun kafi. Kurtarıcı gibi bişi arıyoruz galiba, beni kendimden kurtaracak ne olabilir Allah’ın aşkına. Tasavvufta fakir olmak diye bir kavram var, acziyet ya da yoksun olmak sadece Allaha karşı olmalı, insanlara değil. İnsanlardan hep almaktan yana olmaktansa vermeyi denemek bir de, belki daha anlamlı, daha yaşanabilir kılar hayatı, hı? Birçok şeyi yapmak söylemek kadar kolay değil biliyorum ama veren el alan elden üstündür diyorlar, sevgiyi, hoşgörüyü, anlayışı dahi…
*************
Mucize nedir? Biri benimle aynı hizadayken gözlerimin önünde yükselse bu mucize olabilir ya da elini üstünden geçirerek açık bir yarayı kapatsa bu da mucize olabilir. Zaman kavramını aradan çıkarak, gerçekleşmesi zamana bağlı olan şeyleri göz açıp kapayana kadar gerçekleştirse bu gerçek bir mucize olabilir. Bunları gerçekleştiren birileri var mıdır? Şahit olmadım, şahit olanı da birebir görmedim, duymadım. Belki vardır, belki de yoktur. Ama asıl mucize insanlığımızla sınırlanan koşullar içinde zor olanı gerçekleştirebilmek sanırım ve mucize her ne ise herbirimiz için olağanlıklar içinde kendini gerçekleştirebilen birşey olmalı…
24.Ekim.2017
Napalım yine bir kapı açalım, bir oyuğa sığınalım tüm gözlerden gizlenmiş. Hem orada gibi hem değil gibi, hem var gibi hem yok gibi… Bir adım sadece küçük bir adım; bir kelimenin ilk harfi, bir cümlenin ilk kelimesi, bir romanın ilk cümlesi. Yol bu ya, ben de bilmiyorum nerelerden geçeceğimi, neler anlatacağımı… Aynı hayatım gibi, iyi de olabilir kötü de, çok sıkıcı da olabilir deli gibi eğlenceli de, şımarık da olabilir sakin de, ya ya değil, hem hem muhtemelen ; ama ne olursa olsun çok heyecan verici, çünki bilinmez, çünkü sonsuz olasılık var ve sonsuz olasılıktan hangisini gerçekleyeceğiz muamma…
Yağmur başlasın daha ikinci adımı atar atmaz, başlasın mı başlasın, şimmmmdi olduğu gibi. Yavaş yağsın ama hızlanmasın, ilk damla düştü bile ve ardından iki üç… Tıpır tıpır yağmur sesi aldı her yanı ;yere düşen, yüzüme gözüme, ağaçların yapraklarına, toprağa düşen yağmurun sesi. Nasıl da sardı ama her yanı kokusu. Ben hep yağmur koktu derim, derler toprak koktu. Hangisi olursa olsun, ikisi de bizden.
Binbir Gece Masalları var ya hani, ifritler, cüceler, cinler, periler, krallar, dilenciler, tuhaf tuhaf hikayeler… Çok kızdığım zaman ben ifrit olurum mesela, çok çirkin birşey ifrit oradan bilirim. Çok bunaldığım bir ara gülümseyen gözler görürüm, nasıl birşeymiş periler anlayabilirim. Dilenciler, krallar zaten her yerde, bir yanım dilenci bir yanım kral, onları iyi bilirim. Hayatımda açıklayamadığım şeyler yaşarım, tuhaflığından ciddi anlamda tüylerim ürperir, işte tuhaf tuhaf hikayeler. Binbir gece masalları ise hayat kaç binbir gerilerde kaldı, daha kaç binbir bizi bekler…
************
Bu sabah bir yazı okudum, çok güzel bir bölüm vardı içinde, diyor ki: “Kazancakis, Günaha Son Çağrı adlı romanında, bir düğüne yanında Meryem ile giden İsa’ya, yanında böyle bir kadınla gelemeyeceğini, bunun Yasa’ ya aykırı olduğunu söyleyenlerin yüzüne karşı şu sözleri söyletir:” Yasa benim kalbime aykırı.”
Kalbini fark etmeli ki insan, bilebilsin hangi yasa kalbine aykırı, hangi yasa kalbinin kelamı…
22.Ekim.2018
Hayatı kullanma kılavuzu, varoluşun kılavuzu gibi şeyler var mı
☺ evet var, ama parça parça ulaşabiliyorum. Ulaştıklarım bana, gözlerimi kocaman açarak “evet yaaaaa
😳” dedirttiği için paylaşmak istiyorum, benim gibi susayan ve susuzluğunun farkında olan herkesle. Ard arda duyduğum ve birbirini tamamlayan iki çıkarım var farkındalık sahibi zihinlerin söylediği. “Su gibi ilerle; çukurları doldur, kayanın etrafını dolan, yoluna devam et” ve “Güç seni iterken çek, çekerken it.” Direnç sadece direnç gösterdiğin her ne ise onu daha güçlendirirmiş. Hayat kesinlikle ve kesinlikle ahenkten ibaret. Bizlerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi söylüyorlar bilgeler, hiçbir şeyi. Her şey olması gerektiği gibi oldu ve olması gerektiği gibi olacak. Zihnindeki tüm yargılardan, oldurmak istediklerinden, yıkmak istediklerinden, beklentilerinden zihnini arındır ve izle ve eşlik et yapabildiğin en mükemmel şekilde. “Wu wei: oluruna bırak, karışma.”
18.Ekim.2017
Masallardaki hazine ve mücevher, insanın erdem arayışını temsil edermiş. Üstüne binip bilinmeyen diyarlara uçabildiğimiz sihirli halı ise aslında tutulduğumuzda bizi bambaşka hallere, yollara sürükleyen aşkın ta kendisiymiş. Vezir insanın aklıymış, her insan kendi beden ülkesinin kralı, cellat ise kendi öfkesi veya duygularıymış.
Sembolizm çok ilgimi çeken birşeydir. Gizemlidir çünkü ve evren dahi büyük bir gizem üstüne kuruludur. Gizem perde arkasındaki surettir. Aklın tam olarak anlayamadığıdır, idrak için çaba sarf etmesi gerekendir. Ve aslında idrak de kalbin yeteneğidir. Tanrı ne demiş kuluna? Ben sana o kadar yakınım ki kulum… Lakin sen beni uzaklarda ararsın ve bu yakınlık senin beni görmene engel, gözlerine perdedir.
13.Ekim.2017
“Bir çiçeği zorla ya da iradeyle vaktinden önce açmaya zorlayamazsınız.” Ne doğru değil mi ve vaktinden önce açmasını isteyip de ona vaatlerde bulunduğum, onu tehdit ettiğim, sinirden köpürcükler saçtığım ve hırsımı alamayıp öfkeden ağladığım düşünüldüğünde
☺ gerçek sevgiye giden yol fazlasıyla meşakkatli, dilerim kendini bulunabilir kılar…
12.Ekim.2017
Hastanenin bahçesinde bir köpek var, ben böle oyuncu bişi görmedim; hayvanın yaşam enerjisi çağıl çağıl kendinden taşıyor. Dün gördüğümde dört nala üstüme doğru koşuyodu, sonra iyi ki dikkatini dağıtan bişi oldu da vazgeçti. Bugün de bişi bulmuş onunla oynayıp duruyordu. Dolup taşan o enerjisini görmek müthiş keyifli. Bana mutluluğun resmini çizebilir misin demiş ya, şu ana dek gördüğüm en vücut bulmuş hali oydu sanırım.
11.Ekim.2017
Şairlerin ve yazarların hayat öykülerini okumayı çok seviyorum. Ama büyük şair ve yazarların tabi. O yazılanlar nasıl bir zihinden çıkıyor, öyle illegal bir zihne sahip olmanın kendi yaşamları üzerindeki etkileri neler çok merak ediyorum. Ne yazık ki öyle bir şansımız yok ama keşke olaydı da her insanın hayatını doğumundan ölümüne harf harf okuyabileceğimiz devasa bir arşiv olsaydı, kendisiyle yaptığı konuşmaları da içeren… Mutlaka bazılarını yarım bırakırdım, bazılarını sonuna kadar okurdum ve sonuna kadar okuduklarımdan da sadece bir tanesini çok severdim. O da hangisi olurdu, nasıl olurdu benim bile muhayyilemi aşıyor, bilmiyorum.
05.Ekim.2017
Bir insanla kaderinin arasına girilmez; çünkü bu onun Tanrıyla arasına girmek gibi birşey. İsteseniz de istemeseniz de Tanrının sözleri mutlaka ona ulaşmanın bir yolunu bulacaktır. Tanrının sözleri kelimelere dökülmez, bizzat hayatın kendisidir. Yoksa ne sivrisineğin Nemruda ulaşması mümkündü ne de yılanın Kız Kulesinde saklanan kıza.
04.Ekim.2017
Aşk da olacak elbet
Ve nefret de
Ve çaresizlik de
Kibir de tabi ki
Bazen iyilik galebe çalacak kötülüğe
Bazen de kötülük iyiliğe
İnsanız ya en nihayetinde
Gerek yok haddinden fazla büyüklüğe
Ve hissettiğin her ne ise
Bırak, at sessizliğin enginliğine
Bir gün sen de anlayacaksın elbet
Her şeyin kıymeti
Sadece kıymetini bilenin ellerinde
04.Ekim.2017
“Sözcükler onlara sahip olan insanlar için büyük güç taşırlar ve önemlidirler, sihirli niteliktedirler.”
Kabalaya göre Tanrının bir adı varmış, bilinmeyen bir adı ve onu bilen insan herşeyi yapmaya muktedir olurmuş. Yeri bile yerinden oynatırmış dilediğinde.
Daha güzeli var ama, Mesnevide hatırladığım kadarıyla. Adamın teki sevdaya düşer bir güzelin sevdasına ama sevdiğine kavuşamaz. Çok acı çeker adam perperişan. Muhtemelen ona bu aklı veren bir erendir, Allahın adını zikretmesini söyler ona. Adam uyar buna, ilkin sadece diliyle söyler ama, daha sonra dilinden kalbine iner zikri. Tekrarlar durmaksızın ve kendinden geçercesine. Aşkın yolu açılır adama gel zaman git zaman, engeller kalkar. Ama umrunda değildir ki adamın. Derler ya bir kez aşk yolculuğuna çıktı mı insan geri dönüşü olmayan şekilde değişir, aşkın yükü ağırdır çünkü, değiştirir.
Bak der adam bir güzel için Allahın adını söylediğimde neler oldu, kim bilir Allah için Allah deseydim ne olurdu? Kim bilir neler olurdu?
30.Eylül.2017
Babam, bu yaşa geldiğini ama hayattan hiçbir şey anlamadığını söyledi. Aynı şeyi babamdan daha genç bir yaştayken anneannemin de söylediğini duymuştum. Hayatta yaşanan herşeyin anlamını yitirdiği bir nokta var sanırım güzel bir şekilde yaşlanmaya nail olanların ulaşabildiği ancak. Geleni geldiği şekilde kabul etme yüce gönüllülüğüne sahip olabilmek gerekiyor büyüklerin sözlerinden anladığım kadarıyla. Evet ben de bunu teorik olarak biliyorum, lakin hayata geçirme konusunda son derece başarısızım. Sahip olunan fani bakış açısıyla insanın ileride kendisini bekleyenlerden haberdar olması imkansız. Yapılabilecek tek birşey var ki onları geldiği gibi karşılayacak kadar cesur yürekli olmak.
Hayat yolunda hala çok acemiyim. Genelde bir olay karşısında nasıl tavır almam gerektiğini bilmiyorum, hislerime yeniliyorum ve bu da genelde pek başarılı bir sonuç vermiyor. Acil tarafından bir rehber talep ediyorum
☺ Ahhh Pınar, yine işin kolayına kaçıyosun, hep armut piş ağzıma düş. Hiç fena olmazdı ama olaydı. Kitaplardaki fantastik şeyler benim de başıma gelseydi nolurdu sanki. Çok da güzel olurdu bence, neyse ne. Kendime kanlı, canlı ya da görünmeyen alemden bir rehber bulamadığım için ben de bir şekilde rehberlik almış insanların sözlerinden kendime bir yol haritası çıkarmaya çalışıyorum. Dün bir tanesi karşıma çıktı mesela :”Gerçek bir savaşçı kararsızlıkla zamanını heba etmez, sadece bir karar verir ve iyi ya da kötü sonuçlarını düşünmezmiş.” Burada asıl önemli nokta şu galiba, savaşçı mısın yoksa değil misin? Belki de HENÜZ bir savaşçı değilsin…
27.Eylül.2017
Bazen yapmış olduğum bir şeyi unutuyorum ve sonra sanki ilk kez yaparmış gibi yapıyorum onu. Daha sonra bir şekilde ilk yaptığım karşıma çıkıyor ve ikincisinin bire bir aynısı. Kendimin sağlamasını yapmış gibi hissediyorum o zaman kendimi. Kendimi yanıltmadığım için seviniyorum açıkçası. Böyle bir şey olmasını hiçbir şekilde istemem lakin kalıcı olarak hafızamı kaybetsem zihnimin karakteri sayesinde yine her şeyi eskisi gibi yaparım, tercihlerim aynı olur, hayatımdaki her şey hem de her şey aynı olur, gider bulurum, biliyorum. Ya bu nasıl anlatılır bilemiyorum, dışında kaldığınız her insanı çok rahat görebiliyorsunuz da içinde olduğunuz tek insanı, yani kendinizi, ne yazık ki hakkıyla göremiyorsunuz. Tartının doğru tartabilmesi için 0 olması gerekir ki 0 noktasına insan-ı kamil, mükemmel insan diyelim. Her birimiz kusurluyuz oysa, kimimiz hafif kusurlu, kimimiz ağır kusurlu ve kusurlu halimizi referans noktası olarak alıyoruz, doğal olarak haliyle. Tartı da yanlııııış, sonuç da yanlış. Diyeceğim o ki son tahlilde ben şu anki mevcudiyetimle geçmişimi de kocaman bir belirsizliği muhteva eden geleceğimi de ayan beyan gözler önüne seriyorum aslında ve bir şeyleri değiştirmek için kesinlikle sahip olduğu enerjinin yönünü değiştirmeli insan, kesinlikle…
25.Eylül.2017
Hikaye anlatmayı seviyorum galiba
☺ onu da yapamasam muhtemelen çatlarım. Bugün öylesine bir sinema dergisini karıştırırken öyle göz gezdirdim yazılan birkaç şeye. Bir film varmış, adı biutiful, izlemedim ama sanırım izlicem. Diyordu ki filmle ilgili olarak, tam olarak aklımda kalmadı ama hemen hemen şöyle bişi: “Kaderini çaresizce kontrol etmeye çalışan bir adamdan, kaderini sessizce kabullenen bir adama dönüşmesini anlatıyor film.” Niyet ile kısmet arasındaki yol bazen bir nokta kadar yakın, bazen de fersahlarca uzak. Bir seçim hakkım olsaydı eğer kesinlikle hayatımı baştan sona değil de sondan başa doğru yaşamayı tercih ederdim tıpkı Benjamin Button gibi…
21.Eylül.2017
Kuşun kanatlarını açıp yükseklerden kendini aşağılara bırakma vakti geldi, daha yukarılara uçabilmek için… Sanırım paradoks böyle bir şey.
20.Eylül.2017
Eğer beden topraksa ruh su olabilir mi? Toprak ancak su ile beslenir. Bir ruhunuz olduğunu daima hatırlayın, sularınız gür aksın.
********
Chuang Tzu demiş ki vaktin birinde “Olta balık için vardır, balığı yakaladıktan sonra oltayı unutabilirsin. Tuzak tavşan için vardır, tavşanı yakalarsan tuzağı unutabilirsin. Kelimeler anlam için vardır, bir kez anlamı edindikten sonra onları da unutabilirsin.”
Hani insanın nefesi sayılıdır ya, nefes biter ömür biter. Bu yüzden de hat çizerken elleri titremesin diye nefesini tutarmış hattatlar ve çok da uzun yaşarlarmış. Kelimeleri kullanırken bonkör davranmak ömür törpüsü o halde, bir çoğunun manadan uzak olduğunu düşündükçe hele tam bir ziyanlık. Bir de anlatmak neye yarıyor diye düşünmeden edemiyorum çoğu zaman. İnsanların çoğu zaten birbirini dinlemiyor, dinleyip idrak edecek deneyim ve bilgi birikiminde olmamak da var ayrıca. Kek yapacaksınız, tüm malzemeleriniz var ama kabınıza dümdüz ya da malzemeleri alacak derinlikte ama içi çimento dolu misal. Ve ben sadece kelimelere riayet edenlerin tam bir ahhhhmak olduğunu düşünüyorum hem de. Bir insan fakirliğin ulviliğinden bahsediyor da bir eli yağda bir eli balda yaşıyorsa, iyiliğin erdemlerinden bahsedip insanlara acı veriyorsa kelimeleri yok hükmündedir benim için. Yine biri kalkıp Allahın has kulu oldugunu iddia ediyorsa ve onbinler varsa arkasında… Reklam kokan hareketler bunlar. Cevher daima toprağın altındadır ve onu sadece arayan bulur. Ve ne yazık ki maddeye olan düşkünlüğümüz yüzünden dünyayı alev alev yanan bir cehenneme çeviriyoruz, mutsuzluk veriyoruz, mutsuzluk alıyoruz
😞 ne kahredici…Yaaaaani bilemedim, deveye sormuşlar neren eğri, demiş nerem doğru. Ve evet, çoğunlukla engin denizlerde yolumu göremiyorum. Sis öyle ağır öyle çökmüş ki denizin üstüne yol yön bulmak ne mümkün. Yazdıklarım sadece kendim için, çok bildiğimden değil, yol yön bulma çabası. Aslında manayı arıyorum ve bu yolculukta kelimelerin beni saran cazibesi yüzünden belki, tanıklarım olmasını istiyorum ben. Hepimiz biriz ya özde o yüzden işte….
15.Eylül.2017
Bazen ne istiyorum var ya
☺ keşke tüm insanların hayatlarının yazılı olduğu bir arşiv olsa. Oraya gizlice girsem mesela, okusam, okusam… Ahhhhh aptal desem okurken burnunun ucunu göremiyorsun, ya da çok zeki olduğunu düşünüp ona gıpta etsem. Kötülüğü beni ürkütse, bunun farkında olmaması hayrete düşürse. Kötü olduğunu kabul edenlerin dürüstlüğüne hayran olsam, iyilerin merhameti beni ağlatsa. Kendi hatalarımı görsem okuduğum hayatlarda ve acı acı tecrübe etmeden düzeltmenin bir fırsatını bulsam, anlayamadıklarımı anlasam. Kalplerin bir cam kadar kırılgan olduğunu ve bunun kötülüğü haklı çıkardığını okusam ve bir çok kötülüğün aslında kendini korumak için yapıldığını.
14.Eylül.2017
Gerçekten evreni anlamaya çalışıyorum. Eğer ki bir balıksam içinde olduğum okyanusu, diğer balıkları, kendimi ve geride kalan herrrrşeyi. Kendimle ilgili takdir ettiğim tek şey, bunun idrakinde olmam ve bunun için küçük ya da büyük belirli bir çaba göstermem olabilir. İnanıyorum ki anladığım kadar varoluş beni anlamlandıracak ve yine inanıyorum ki özümden sevdiğim kadar sevileceğim. Karakterime hiç uygun olmayan bir şekilde gerçekçi olmak gerekirse dünyada cenneti var edemeyeceğimiz kesin,yaaaani…. Lakin her adımda cennete (daha güzele) yaklaştıran yolumu olabildiğince çiçek tarlalarından geçirmek için elimden geleni yapabilirim sanırım, en azından bunu yapabilirim
🐬
🦋
🐞
💐
🌸
💮
🏵
🌹
🥀
🌺
🌻
🌼
🌷
🍀
🍀
🍀
🚲
❤![]()
13.Eylül.2017
Bu gece denizden balık yakalar gibi gökten yıldız yakalıcaz azizim. Senin elinden düşen benim dileğim, senin gönlün benim gönlüm olacak efenim
❤
❤
❤![]()
07.Eylül.2017
Herkes birşeyler söylüyor, herrrrrkes… Hayatla ilgili, dünyayayla ilgili, çevrede olup biten herşeyle ilgili ve çoğu da ispatlanabilir şeyler değil, öyle mi öyle. İnsan neye inanacağını bilemiyor çoğu zaman. Doğru olan ne, yanlış olan ne? Bugün doğru gibi görünen yarın da doğru olur mu? Bugün yanlış gibi görünen yarın da yanlış olur mu? Var mı mutlak doğru ya da mutlak yanlış, bilemiyorum. O zaman belki idrak edebiliyor insan bir nebze de olsa, doğru ya da yanlışın olmadığını. Sen de varsın bak koca dünyada. Sen yanlış olabilir misin ya da baştan aşağı bir doğru? Sadece sensin, tüm tanımlamalardan gayrı. Tuttuğun yol var sadece, senin yolun olduğuna inandığın yol, kalbinin olduğu ve seçtiği yol.
06.Eylül.2017
Bir hayat boyunca insan defalarca tanıklık eder güneşin batışına, ama sadece bir tanesi sonsuzlukta çakılı kalır. Bilir ki bir tek o gün batımı, gölgesini esir almıştır. Artık hatırlamaz, kaç kere ıslanmıştır da bu yağmurlar altında, yıllar sonra tadı damakta kalan bir yemek gibidir bu seferki; çünkü yağmuru okuyan mim koymuştur sayfaya, bu defa mimli, adı çıkmış dokuza inmez sekize misali…
05.Eylül.2017
İnsan birşey yapamasa da en azından çiçek gibi olmayı denemeli. Güzelleştirmeli olduğu yeri, bu kadarı olmalı. Çiçekleri çok seviyorum evet
❤ özellikle Cemal Süreya’nın dediği gibi birden bire yolumu kesenleri… Hayyyydut çiçekleri, kokusu en güzel olanı da elebaşı elbet.
04.Eylül.2017
Başka insanların yoluna taş koyduğunuzda, geçit vermeyecek olan size kendi yolunuz imiş; başka insanların mutsuzluğuna sebep olduğunuzda imzaladığınız kendi mutsuzluk ahdiniz imiş. Ama işin tuhafı şu ki herşey olması gerektiği gibi imiş; her şerden bir hayır, her hayırdan bir şer doğar imiş. Belki de hayır da şer de aslında aynı şey imiş. Evet her yol Roma’ ya çıkar, herkes kendi sonuna yürür lakin gölgeler içinde karanlıklarda mı yürüyecek yoksa ışıl ışıl aydınlıklar içinde mi yürüyecek? Bunu da kendisi seçer imiş…
29.Ağustos.2017
Hüküm verilmişse eğer
Dil susar
Kalp kördüğüm olur
Elalaem seyreyler durur
Can çıkayazmışsa eğer
Ayak yürür
Göz görmez olur
Yolun sonu orada durupdurur
Aşk cana gelmişse eğer
Ben gider sen gider
Koca cihan
Aşkın elini eteğini öper
************
Kazayla insan ölüyor diyorlar. Bu lafın üstüne başa gelen hiç birşey hayıflanmaya değmez herhal… Olur, herşey olur, iyi de olur kötü de olur. Lakin son zarlar atılmadan, son el açılmadan hüküm vermek için çok erken. Gerekirse kapa gözlerini kör ol, tıka kulaklarını sağır ol. Bizi bilen bilir bilmeyen kendi gibi bilir demiş Rumi. Bilmeyenlerden kendini sakınmak lazım gelir ki kalp kararmasın, bilmediklerin için suskun olmak gerekir ki aramadığını bulmayasın. Kalbine nefret düşerse, tek vurduğun kendin olursun nefretinle…
23.Ağustos.2017
Bu yol maceraları hiç bitmez. Yolun uzunu kısası da olmaz. Dünyayı da gezsen 100 metrelik yolda volta da atsan yol yoldur, küçümsemeye gelmez. Ben de sabahın bir vakti kendi yolumda yürürken birkaç adım ötemde kocaman bir çöp arabasını peşi sıra sürükleyen bir çöp toplayıcı vardı. Kendi kendine söylene söylene gidiyordu. Söylediklerinin hiçbirini anlayamadım ama artık son cümlede isyanını koyverip gittiği için “Açlıktan nefesim kokuyor a….k….” deyişini de sesindeki serzenişi de çok net anlamışım demek buraya da yazabildiğime göre. Ama sonra çok tuhaf şeyler oldu. Bir yaprak düştü yere, sararmış bir yaprak salına salına… Tam yere değmek üzereyken zaman hızını kaybetmiş bir sarkaçmış da durma noktasına gelmiş gibi yavaşladı. Bir rüzgâr vurdu önce yüzüme yavaş. Çevremde dolaşmaya başladığını hissettim ve hızını arttırarak bir girdap oluşturdu. O adama doğru çevirdi yönünü ve içine aldı onu. Hızlandı hızlandı hızlandı, daha daha daha… O kadar hızlandı ki girdap artık ne onu görebiliyordum ne de o adamı. Yere değdi yaprak, düştü usulca ve ben yoluma devam ettim, hiçbir şey olmamış gibi sanki. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… Bilmiyorum ne kadar yürüdüğümü, zamannnnnn, ölçemiyorum artık. Merdivenlerin başına geldim, güneş vurmuş merdivenlere, iyiliktir güneş, saflıktır. Her ne kadar yüzümde kararsızlıktan çarpılmış bir ifade olsa da, üçüncü basamağın yamacına sınmış küçük bir kedi, minicik, yumuşattı ifademi. Güzel bir hediye gibi, içi mutluluk dolu küçük pembe kurdeleli puantiyeli bir paket gibi. Başını okşadım, ki korkarım ben aslında, ya da korkardım. İnsanlar değişiyor demek ki. Kimi zaman sakin sularında büyük dalgalar olacağım dedi Tanrı, üstüne dalgalar göndereceğim büyük ve azgın, hırpalayacağım seni sağlam hırpalayacağım hem de, en azından sen öyle olduğunu düşüneceksin. Kızacaksın bana biliyorum, isyan edeceksin. Bir ada olacağım sonra sana, yemyeşil, cennet kokulu bir ada… Toprağımda dinlendireceğim hırpalanmış yorgun ama pes etmeyen yüreğini. Bugün karşına kedi suretinde çıkıp gözlerini güldürdüğüm gibi hep yörende olacağım senin, yeter ki gözlerine perde çekme ufaklık…
10.Ağustos.2017
“Bilinç taşta uyur
Bitkilerde rüya görür
Hayvanlarda uyanmaya başlar
Ve insanın içinde kendisinin farkına varır” demiş Rumi. Deepak Chopra da eklemiş; sadece bazı insanlarda… Devam etmiş “zıtlığın olmadığı yerde tecrübe yoktur (Tanrının da birbirinin zıddı isimleri var cezalandıran, bağışlayan; hilm sahibi, celali büyük ilk aklıma gelenler). Deneyim üzerinden kendi kendisiyle etkileşime girer. Bundan öncesi kişisel olmayan bir farkındalık alanıdır.”
Ve kuantum fiziğine göre aynaya baktığımda aynada gördüğüm ben, o an kendime bakan değilim; çünkü değişiyorum, çünkü Tanrının yaratması yeniden ve yeniden her an devam ediyor kesintisiz olarak, çünkü kul Tanrısına muhtaç. Hayat sonsuz bir deneyimleme alanı, sonsuz olasılıklar, daima değişen bir deneyimleyen… Aslında ilk ve en büyük fetih insanın kendisine doğru olanı.
08.Ağustos.2017
Midas’ ın hikayesini bilir misiniz, Eşek Kulaklı Midas’ ın Hikayesini?.. Midas Milattan Önce 4000 yıllarında yaşamış olan bir Frigya Kralıdır. Talihsizliği odur ki yarışmacılardan birinin müzik tanrısı Apollon olduğu flüt yarışmasında oyunu bir Satiros olan Marsyas’tan yana kullanmıştır. Oyunu Marsias için kullandığından Midas’a çok kızan Apollon onun kulaklarının iyi duymadığını ve insan kulağını hak etmediğini söyler ve kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çevirir. Midas kulaklarından utandığı için kalpakla dolanır. Bir gün berberi saçlarını keserken Midas’ın kulaklarını görür ama Midas hiç kimseye anlatmaması şartıyla yaşamasına izin vereceğini söyler. Berber sözüne sadık kalmak için elinden geleni yapar; ancak gün geçtikçe bu sır, artık berberin içinde tutamayacağı kadar ağırlaşır. Sırrı serbest bırakmanın cezası ölüm… Dayanamaz berber ve ıssız bir yerde derin bir çukur kazıp ona fısıldar sırrı… Ancak berber kazdığı çukurun yanındaki kalmışlara dikkat etmemiştir bir kez ve rüzgarla sallanan kamışlar tekrarlar ardından “Midas’ ın kulakları eşek kulakları, Midas’ ın kulakları eşek kulakları…”
Bir tutku tohumu atılmıştır kalbe kim bilir nerde ne zaman. Filizlenmiştir belki de hiç fark ettirmeden, hiç fark edilmeden. Büyüdükçe büyür, büyüdükçe büyür, sığmaz artık olduğu yere taşar gider. Tam da o an rüzgar doğru yerden eser, esmesin mi ve tüm evreni sarar kalpteki: mümkün olan gerçek olur, hayal olan can bulur. Bir peri iner belki de aydaki gizemli yurdundan, arar bulur Pinokyo’ yu… O kadar güçlüdür ki gerçek olma isteği, Peri’ nin de kayıtsız kalamadığı bir an gelir elbet bu güçlü ve masum dileğe, hayat bulmaktır çünkü tek derdi.
Bu gece belki Peri gelir de yanı başımıza hazır ay da tutulmuşken, kalptekini yapar gerçek daha düne kadar hayal iken….
05.Ağustos.2017
İhtişamlı ve büyüleyici şeyler bir an kadar kısa sürer ; aslolan günlerin sıradanlığında bulunan huzurdur.
03.Ağustos.2017
Can olmayınca beden cesettir
Sureti güzelleştiren içindeki nefestir
Var ile yok arası incecik bir çizgi
Şu hayatta söylediğin küçücük bir ezgi
Sen artık kapıya geldin dayandın
Vurmak için yumruğunu da kaldırdın
Bilirim tereddüttesin ondandır bekleyişin
Lakin girdin mi içeri yoktur geriye dönüşün
Orada seni neler bekler bilinmez
Bu yolda tek güveneceğin kalbindir
Çok da bekleme kapıda artık gel derim
Buraya kadar gelmekle bile sen
O bildiğin eski sen değilsin
28.Temmuz.2017
Firavun’ un ömrü boyunca başı bile ağrımamış. Kendini Tanrı sanması için haklı bir sebep olabilir. Son nefeste anlamak ne kötü, telafi etmek için küçücük bir şans bile olmadan. Başımıza talihsizlik olarak nitelendirdiğimiz çok şeyler gelmiş olabilir, hayat bizleri çok kereler hayal kırıklığına uğratmış ve sırası geldiğinde üstümüze fırlatmak üzere nicelerini elinde bekletiyor da olabilir. Hepsi de insan olduğumuzu hatırlamamız içindir belki ve hakkıyla başardığımızda hepsinden azade olacağızdır belki. O yüzden Tanrıdan gelen herşeyi büyük bir memnuniyetle kabul etmeli ki vardır bir sebebi hikmeti. Ben kulumdan razıyım demiş, asıl o benden razı mı?
27.Temmuz.2017
Tekrarın gücü diye birşey var değil mi? Bir davranışı sürekli tekrarlarsanız o alışkanlığınız olur, bir düşünceyi sürekli tekrarlarsanız o hayat felsefeniz olur ve bunlar sizin kaderiniz olur. En büyük tekrar sevgi olsun, tekrar ve tekrar ![]()
**********
“Bir nesneyi büzüştürmek için onu ilk önce germek gerekir.
Yani zayıflatmak için önce güçlendirmeli.
Yıkmak için önce desteklemeli ve
Almak için önce vermelidir insan
İşte buna gizli bilgi denir.
Fakat öte yandan birşeyi saklamak ve elinde tutmak istiyorsan onun karşıtını da o şeye dahil etmelisin.
Eğil böylece dik kalırsın
Boşal böylece dolu kalırsın
Eski böylece yeni kalırsın.
İşte bu hayatın sırrına ermiş bir bilgenin hayat tarzıdır. Böyle yaşayan bir bilge, artık tüm karşıtlıkların izafiyetini ve kutupsal ilişkileri kesin olarak kavrayabilmiş demektir. Bu karşıtlıklar ilk önce iyi ve kötüyü kavramakla başlar. İyinin ve kötünün ve böylece tüm ahlaki standartların izafiyetini algılamış olan bir Taoist bilge, artık yalnızca iyi olmaya çalışmayacaktır. Onun yapacağı iyi ve kötü arasındaki dinamik dengeyi sürdürmeye çalışmaktır. ”
Fiziğin Taosu
Sadece iyi olanı alıp kötü olanı dışarıda bırakamadığımıza göre, hayatımıza gelen, her ne olursa olsun, iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla geldiğine göre ve Tanrı dışında herşey zıttı ile var olduğuna göre daha cesur olmalıyız hayatı olduğu gibi kabul etmede…
26.Temmuz.2017
Bugün her şeye rağmen yeni bir gün… Sevmek için, geçmişin yükünden kurtulmak için, ümit etmek için, kıymet bilmek için, inanmak için, çaba göstermek için, hayalini gerçek kılmak için.
17.Temmuz.2017
Bizler şifa arayan kayıp ruhlarız. Bizi şifalandıracak şeyleri arıyoruz ; karşılığını beklediğin için sevmek de yorucu, kaybetmekten korktuğun için hep baş etmek zorundasın. Kimi zaman zalimsin kimi zaman mazlum, kimi zaman yorgun bir savaşçı. Hislerin değişken. Sevdiğin ve sevmediğin insanları geç, aynı insanı bir gün seviyorsun, bir gün sevmiyorsun belki.
16.Temmuz.2017
Dünyanın en zeki insanı ne Einstein ne Tesla ne de başka bir bilim adamı… William James Sidis diye biri. Iq’ su ben deyeyim 250, siz deyin 300. 6 aylıkken alfabeyi çözmüş, 2 yaşında Latinceyi, 3 yaşında Yunancayı öğrenmiş. Hayatı boyunca konuşabildiği dil sayısı 40. 8 yaşına kadar üniversiteye kadar görmesi gereken tüm eğitimi tamamlamış ve 8 yaşında Harvard Üniversitesine başvurmuş ve tüm yazılı sınavları geçmiş; ancak reddedilmiş. 11 yaşında kabul edildiği üniversitede aynı yıl dört boyutlu nesneler üzerine ders vermeye başlamış. Hukuk eğitimi almış, sahip olduğu siyasi görüş nedeniyle bir süre hapis yatmış ve hayatının geri kalanını bilimden uzak geçirerek, gündelik işlerde çalışmış. Önemli olan ne kadar fazlasına sahip olduğun değil, sahip olduğunu ne kadar yüceltebildiğin…
12.Temmuz.2017
Her insan dünyaya gelmeden önce bir anlaşma yapıyormuş. Bu demek oluyor ki herkes yaşadığı – yaşayacağı hayatı hatırlayamadığı bir zamanda peşinen kabul etmiş oluyor. Bilmiyorum, birçok versiyon arasından kendisininkini seçiyor herhalde. Sabah yolda giderken küçük bir insan, bildiğin küçük işte, boyutları, deneyimi, aklı… Su satıyor. Neden diye düşünmeden edemiyor insan ve tabi ki hikmet sahibi olmadığım için bilmiyorum cevabını. Bu şey gibi belki de; çok iyi oyuncular kolay rollerin peşine düşmezler, ruhlarını, zihinlerini, bedenlerini zorlayacak rolleri oynamaktan keyif alırlar. Belki de karma gerçekten var ve geçmiş yaşamında alamadığı dersleri alıyor bu hayatında, eğer almaya hazırsa. Belki bu zorlu koşulları bir fırsata çevirecek ve önünde pırıl pırıl bir hayat var. Gerçekten bilmiyorum, belki de hiçbiri değil, sadece öyle işte. Bana öğretilen tek söz var verdiğim söylenen. BELA: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? EVET, öylesin. Bu sözü gerçekten hatırlayana kadar, O’ndan gayrı birşey olmadığını idrak edene kadar, en büyük günahın BEN demek olduğunu fark edene kadar cümle cemil alınacak onlarca ders, deneyimleyecek onlarca şey var demektir. Kısacası bu yolda aslında beraberiz, biriz.
************
Diyelim ki bin pınarlı İda’dayız, yerin göğe en yakın yerinde. Elimizi uzatsak göğe yıldızlara dokunacak kadar yakın. Binlerce yıldızın gökte yanıp yanıp sönüşünü izlerken kalpte bir his, sanki kalp genişliyor da bütün o yıldızları içine alıyor gibi böyle, kalp gıdıklanır mı hiç, gıdıklanır gibi, çok güzel birşey ha oldu ha olacak gibi, evrenle derin bir bağ kurar gibi işte… Ve tam o sırada, hoooooop bir yıldız kaymaz mı en kuyruklusundan
☺
☺
☺ mutlu son(suz) ![]()
10.Temmuz.2017
Gordios, aslında fakir ve sıradan bir çiftçiyken, Friglerin başına bir kâhinin kehaneti üzerine geçmiştir. Kâhinler neredeyse Orta Çağ’a kadar devlet yönetiminde önemli bir rol oynadıklarından, milattan önceki yıllar için bu denli etkili olabilmeleri aslında gayet normaldir. Frigler arasında yaşanan düzen bozuklukları ve iç karışıklıklar iktidar kavgalarını da beraberinde getirdiği için, devlete çekidüzen verecek güçlü bir hükümdar arayışına girilmiştir. Bu sırada kâhinleri; kente öküz arabasıyla giren ilk adamın, onlar için en uygun hükümdar olacağına dair sözler söyler. Bu sözler üzerine beklemeye koyulan halk, mallarını kente getirmek için öküz arabasına koymuş olan Gordios’un gelişine şahit olurlar ve kehaneti gerçekleştirmek üzere onu kral ilan ederler. Tarih kaynaklarında da Frigya’nın ilk kralı olarak geçen Gordios devletin başkentini “Gordion” yapar. Gerçekten de kehanette geçtiği gibi çok güçlü, sağlam iradeli ve hepsinden önemlisi oldukça adil olan Kral Gordios kısa sürede Orta Anadolu’nun büyük bölümüne hâkim olur. Tarihte “Adaletli Kral Gordios” olarak anılan bu önemli Frig hükümdarı aslında hepimizin hakkında hikâyeler duyduğu, hatta ortaokul kitaplarımızda asimetrik kulaklara sahip olduğu için halkın ona taktığı isimle geçen eşek kulaklı Midas’ın babasıdır. Kendinden sonra oğluna güçlü bir devlet bırakan ve onun da tarihe geçmesini sağlayan Kral, aynı zamanda Gordion Düğümü’nü atan kişidir.
Güçlenen hükümdarlığı sırasında geldiği yeri asla unutmayan Kral Gordios, kendisi için çok büyük önem taşıyan öküz arabasını, Friglerin tanrısı olan Sabazios’a adak olarak götürmeyi düşünür. Burada ismi geçen Tanrı Sabazios; Yunanlar tarafından Zeus olarak isimlendirilmiştir. Arabayı uzun süre uğraşarak kızılcık dallarından yaptığı bir düğümle tapınağın sütununa bağlayan Kral, ustalıkla attığı bu düğümü çözmenin neredeyse imkânsız olduğunu söylemiştir. Rivayete göre, her kim bu düğümü çözmeyi başarırsa o aynı zamanda Asya’nın da hükümdarı olma şansına erişecektir. Kralın ölümünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, kimsenin düğümü açamaması bu söylentileri güçlendirmiştir. Yıllar boyunca deneyen onca insana karşı düğüm ilk günkü sağlamlığında kalmıştır, ta ki gelmiş geçmiş en büyük hükümdarlardan Makedonya Kralı Büyük İskender, fetihleri sırasında Gordion kentine uğrayana kadar. Söylentilerden haberdar olan Büyük İskender, fetihleri sırasında Gordion’dan geçecek bir rota izler ve düğümü çözmeyi amaçlar.
M.Ö. 334 yılında kente girip düğümü çözmek için bir süre uğraşan İskender, en sonunda dayanamaz ve sinirlenerek düğümü kılıcıyla keser. Bunun üzerine halk onu Asya’nın Efendisi olarak selamlar. Gordion’dan gücüne güç katarak ayrılan Büyük İskender gerçekten de söylenegeldiği üzere fetihten fetihe koşarak seferlerine başarıyla devam eder. Anadolu, Mezopotamya, Kuzey Afrika, İran ve Hindistan’a kadar uzanan büyük bir alanın sahibi olur. Yıllarca kimsenin çözmeye yaklaşamadığı bir düğümü, kılıç darbesiyle kolayca açan Büyük İskender birçok insana göre onu çözmemiş, sabırsız davranarak sadece ortadan kaldırmıştır. Yine de açabildiği için Asya’nın hükümdarı olmayı hak etmiştir ve önemli fetihler yapmıştır. Fakat İskender gerçekten de çok başarılı bir komutan olsa da, bu sabırsız davranışının ona getirdiği kötü şans yüzünden 33 yaşında zamansız gelen bir ateşli hastalıkla aniden ölmesi ona verilen bir ceza olarak yorumlanmıştır.
Düğümü çözmeli mi yoksa kesip atmalı mı şimdi?
30.Haziran.2017
Nasıl diyolar, Tanrı bir kimininki Olimposun zirvesinde, kimininki gökyüzünde, kimininki her yerde, kimininki de şah damarından daha yakın… Ama hepsi aynı Tanrı sadece ulaşma çabasında kullanılan yöntemler farklı. Ben de arıyorum ama muhtemelen hiç bulamıcam
😁 çünkü her defasında kendi şeytanıma yeniliyorum, BENNNN diyorum, hırslarım var, teslimiyetim yok, korkularım var, çoklukta tekliği bulamıyorum, kısacası boğazıma kadar oyunun içine daldım… Lakin varmak önemli değil sen yeter ki yola düş; ya varırsın ya varamazsın ama adımlarını farkındalıkla attığın sürece, dönüp kendine baktıkça Tanrının olmanı istediği insan-ı kamil’ e yaklaşacaksındır en azından. Tüm dileklerimiz, tüm niyetlerimiz olabileceğimizin en iyisi olmak adına değil mi zaten?
26.Haziran.2017
Yürüyorsunuz, madde dilinde konuşalım yine, karşınıza müthiş bir şey çıktı, elmas… Müttthişşşş diyorum çünkü 1 gramı 65.000 dolar ve siz onu eğilip yerden aldınız. Oldukça da büyük, evirdiniz, çevirdiniz, kafanız hızlıca çalışarak onlarca şey düşündünüz; çünkü onun hakkında bilginiz yok, sıradan bir taş olduğu fikrine sahipsiniz. Bir taş ne işe yarar ki, gereksiz yere ağırlık olacak bıdı bıdı bıdı iç ses… Şöyyyyyle bir güzelce fırlattınız bir de taşı, ohhhhh, sefanız olsun. Nasıl bir fırsat giden, kaçan bile değil, sımsıkı avucumuzdayken, bizzat kendi HÜR irademizle kendimizden uzaklaştırdığımız?… Ve belli bir yaşanmışlığı olan insanlar ısrarlı bir biçimde söylerler ki her insanın eline çok büyük fırsatlar geçer, mutlaka geçer ama sen yeterince hazır, yeterince uyanık, yeterince donanımlı olmazsan böyyyle yele verirsin işte avucunda olanı bile. Boş yere demiyorlar ne ararsan önce kendinde ara diye. Bu normal kullanım şeklinden biraz farklı oldu, farkındayım ama böyle bir içeriği de olabilir sözün; çünkü kişi hazır olmazsa, açık olmazsa, herşeyden önemlisi almaya hazır değilse ya da aldığı şeyle ne yapacağını bilmiyorsa ne olsa boş… Kötü haber ne fırsatlar, ne cevherler geldiiii geçtiiiii kim bilir ve biz hâlâ kaderi suçluyoruz. İyi haber ne fırsatlarla çevriliyiz kim bilir?
20.Haziran.2017
Su nasıl ki yüz derecede kaynarsa benim de konuşmam için
☺ uygun ortam koşullarının oluşması gerekiyor
😄 ama yazmak öyle değil, daha kolay, daha konforlu. En nihayetinde her ikisi için de keyif gelmeli. Bu keyif denen şey de ilhama tabi. Ne ise ne, bugün günlerden masal. Şimdiiiii, denizkızlarına inanırım ben, gerçekten
😃 bana ilk hediye edilen masal kitabında okumuş olmamdan mütevellit… Denizkızı büyülü bir dünyada yaşıyor, denizde. Zaman zaman karaya çıktığı da oluyor tabi ve karaya çıktığı günlerden bir gün karşılaştığı denizci bir gence aşık oluyor, denizci de denizkızına ama denizkızı denizlerine dönmek zorunda ve istemeyerek de olsa o an için vedalaşıyorlar. Denizci herrrrr gün denizkızını görmek umuduyla onunla karşılaştığı kayalıklara giderek umutsuzca onu bekliyor. Bu arada denizkızı da denizciyi görmek istiyor tabi ve denizlerin cadısına gidip derdini anlatıyor. Adı üstünde cadı; denizkızına yardımcı olmaya karar veriyor lakin denizkızının denizin sakin dalgaları kadar tatlı sesini almanın karşılığında… Denizkızı çaresiz kabul ediyor bu isteği ve sesi karşılığında kuyruk yerine bir çift bacağa sahip oluyor. Cadının şartları bununla son bulmuyor tabi. Deniziciyi kendine âşık etmek zorunda. Eğer bunu beceremezse kalbine bıçak saplamalı, yoksa yaptığı anlaşma neticesinde denizkızı denizlerin üstünde köpüklere dönüşecek. Denizcinin çalıştığı gemiye biniyor denizkızı, bilmemize gerek olmayan bir şekilde ve karşılaşıyor denizciyle. Denizcinin gözleri denizkızının aşkından kör, tanıyamıyor artık sessiz bir insana dönüşen denizkızını. Denizkızı çaresiz, kendini anlatması ne mümkün denizciye. Son çare kalbine bıçağı saplamalı denizcinin gece uyurken kamarasına gizlice girip… Sonu gelmeyecekmiş gibi geçen bir günün ardından uykuya dalmış ve belki de rüyasında umutsuzca aşık olduğu denizkızını gören denizcinin baş ucuna geliyor denizkızı. İki eliyle sımsıkı kavradığı bıçağı büyük bir hızla havaya kaldırıyor içinde yer ettiği kalbe saplamak üzere… Bilinmez belki o kalpteki yerinden belki de aşkından yapamıyor kız ve gözyaşları içinde denize bırakıyor kendini denizin üstündeki bemmmmbeyaz köpüklere dönüşerek. Uykusundan büyük bir sıkıntıyla uyanan denizci de hışımla atıyor kendini güverteye denizin hırçın dalgalarındaki köpüklerde sebebini anlayamadığı bir huzur bularak.
Yaaaaa, işte böyle… Hayat her zaman varla yok arası. Diyorlar ki; bizler de Adem’in rüyası imişiz cennette mışıl mışıl kafasının üstünde bir rüya baloncuğu ile uyuyan Adem’in rüyası. Ta ki Havva’ nın kendisine seslenmesiyle derin uykusundan uyanıp da Adem, denizkızının dönüşmüş olduğu köpükler gibi dağılana kadar rüya baloncuğu. Bir rüya kadar gerçek hayat ve bir rüyadaki gibi herşey mümkün bu hayatta da…
16.Haziran.2017
Niyet bir yola girmektir
Olur ya da olmaz
İşte orası kısmettir
Niyeti halis olanın
Varacağı elbet menzildir
Olursa da olmazsa da
Sebebi elbet kalbindedir
12.Haziran.2017
Belirsizliğin her zaman kötü birşey olduğunu düşünmüştüm; insanı yoran, yıpratan bir şey… Oysa ki bir fırsat da olabilir; sisin ardındakini tüm canlılığıyla hayal edebilirsin, orada durmuş senin gelmeni bekliyor. Yoda şuna benzer bir şey söylemişti Anakin için: Çok belirsiz, sisin ardındakini göremiyorum; iyi de olabilir, kötü de… Her birimiz için öyle, iyi de olabilir kötü de. Ben hep dert yanardım neden her şey sorunlarıyla beraber geliyor, şöyle bir süt liman olsa ortalık, kolay olsa her şey… Sonra biri demiş ki vakti zamanında dinginlik ölümdür, yaşamda çaba vardır ve aslında çaban en büyük zaferindir. Evet, sisin ardındakine ulaşana kadar kalbin imtihanları olacak, içindeki inanç hazinesi sınanacak ve inancın gerçekse sisin ardında seni bekleyen yalnızca kavuşmak istediğin, hayal ettiğin olacak.
23.Mayıs.2017
Diyorlar ki Tanrının bir ismi vardır: Doğru telaffuz edildiğinde yerin yerinden oynayacağı, ismin bilgisine sahip olana muazzam bir gücün bahşedileceği bir isim.
Bayrak, şöyle bir bez parçası baktığında… Öyle mi gerçekten? Hayat yüklü, can yüklü, kan yüklü ve daha da fazlasını yüklenmeye her daim hazır.
Cennet, dünyadaki iyi insanların ödülü. Tamama erilen yer, hayali kurulan, uğruna canlar alınan canlar verilen.
Gül, güzellik, maşuk, bülbülün âşık olduğu, uğruna kanatlarından vazgeçtiği, yanı başında çakılı kaldığı gül.
Aslında herrrrşey göründüğünden çok daha fazlası, suretinden… Herşey mana, herşey hal. Ne demiş şair güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa; çünkü aşk manaya ulaştıran yol, suretten geçip canı bulduran, üstündeki örtüyü çekip atan… Aşk, Tanrının adı belki sadece kalp diliyle söylenen…
Dünya tüm kurgusuyla, tasarımıyla bundan daha iyi olamazdı… Sadece suretlerde kaybolduğumuz için fazla yorucu.
11.Mayıs.2017
İnsanın algısı seçer; bakmak ile görmek arasında seçer, bilincine attıklarını seçer. Her yüz, her söz, her duygu, ne varsa işte etrafta olup biten Haraminin gizli mağarasından içeri giremez. Parolayı bilmek gerekir. Parola kendinle beraber getirdiğin şeydir; eğer mağaranın içindekilerden bir parçaysa kapı ardına dek açılır, yok eğer değilse kapı duvar olur. Gelirsin ve hiç gelmemiş gibi gidersin, mağaranın gerçekliğine dahil olamazsın. Ama önemli mi, hiç de değil. Hatta belki de daha iyi
😇 mağaranın karşısındaki tarlada haaaaarika gelincikler var, ne işimiz var karanlıklarda ya hu…
25.Nisan.2017
Bugün kendimi motive etmek için nasıl bir cümleyle güne başlayacağımı bilemedim. Çömlek misiniz yoksa çömlekçi mi? Bizler birer çömlek değil miyiz? Tanrı bizi ellerinde şekillendiriyor, yoğuruyor da yoğuruyor… Ve bizler de birer çömlekçi değil miyiz? Çamur ellerimizde şekillenirken Tanrıyı anlamaya çalışan çömlekçiler. Çömleği ellerimizde yoğururken, ellerimiz vıcık vıcık çamura bulanmışken ne çıkacağını sabırla ya da sabırsızlıkla bekleyen, aklındakini yapamayınca sinirlenen, belki kıran döken, hızını alamayıp çamuru duvara fırlatan, kalkıp giden… Ya da zorlanmaktan keyif alan ve sabırla maharetli bir ustaya dönüşmeyi bekleyen ve aslında ellerinde çamura şekil verirken kendine şekil veren bir çömlekçi, çamurlu elleriyle varoluşun hazzına varan bir kâşif. Bakalım benden hangisi çıkacak
😇 tekme savurup kalkıp gitme ihtimalim ne kadarsa sabırla çamuru şekillendirme ihtimalim de o kadar, yüzde elli – yüzde elli
☺
😄
😊 kısacası bardağın yarısı daima yüzde yüz dolu.
23.Nisan.2017
Günlerden bir gün diye başlamayı çok seviyorum
😄 o kadar çok gün var ki hangisi olduğunu kim bilebilir. Bu hikayenin kahramanı bile bilmiyor hangi gün olduğunu. Zaten hafızası da çok zayıf istese de bilemez. O kadar zayıf ki bir yaprak görse bile heyecanlanıyor daha önce yüzlerce kez gördüğünü unutup. Elini, kolunu, bacaklarını, rüzgâr savurunca gözünün önüne düşen saçlarını, kısacası kendinden birşeyleri sürekli gördüğü için bir kendini unutmuyor, iyi ki
🙏 bizim kahraman sürekli yürüyor. Nereden gelir, nerelere gider bilinmez çünkü hatırlamıyor. Kaybolmuş olabilir mi? Evet, kesinlikle kaybolmuş. Tuhaflık bu ya, hafızasının sığlığında kaybolmuş. Arazi sana uymuyorsa, sen araziye uyacaksın demiş ve artık bu durumu umursamamaya başlamış. Ahhhhh, ama unuttum ya, bunda hafıza denen birşey yoktu ki. Bunun bir sorun olduğunun farkında değil, daha doğrusu onun bir sorunu yok ki, çünkü hafızası yok. Sadece diğerleriyle bir araya geldiğinde kafası karışır gibi oluyor, ama tabi ki çok kısa bir süre için. Onları dinlerken dinlerken bir an için sadece küçük bir an için gözleri birşeye takılıyor, daha önce hiç görmediği bir şeye (?) Zihni onun peşinden gidiyor ve geri döndüğünde kendini hiç tanımadığı ve anlamadığı şeylerden bahseden diğerlerinin arasında buluyor. Oraya ne zaman geldiğine, orada ne işi olduğuna bir anlam veremiyor ve hemen uzaklaşıyor. Bunca unutkanlık, bunca yabancılık arasında aradığı sadece bir anlam; hafızasının birbirine yapışan çeperleri arasına hava gibi dolacak, onu içine hapsolduğu sığlıktan kurtaracak anlamı arıyor bahtsız kahraman. Ve aranan bulunmak istenmedikçe onu kimse bulamaz. Ama bu kahraman farkında bile olmadan o kadar çaresiz ve o kadar iyimser ki peşine düştüğünü bilmeden peşine düştüğü anlam onu uzaktan izliyor en uygun zamanda ayaklarına dolanıp ona kendini buldurmak için. Aslında aranan her zaman arayanı takip ediyor ki bu da kaderin cilvesi olsa gerek.
22.Nisan.2017
İnsan bazen gömer. Üstüne onlarca kürek toprak atar, ama gömdüğü tohumsa filizini mutlaka verecektir. Kalbinin derinlerinde olan gün yüzüne çıkıp kendini gösterecektir…
19.Nisan.2017
Güneş her gün acılarımızın üstüne doğuyo, sevinçlerimizin, kayıplarımızın, kazançlarımızın, iyiliklerin, kötülüklerin, merhametliğin, zalimliğin… Bir gün bir büyük demişti ki: ” Çocuklar sizin bir duruşunuz olmalı, karşınızdakilerin hareketlerine göre değişen tavırlarınız değil.” Güneş gibi olun demek istemiş herhalde
😄 şimdi dese güneş “Ben bıktım artık sizden, bugün de doğmuyorum arkadaş, doğ-mu-yo-rum. Sıkıyosa gelin de doğurun!!!” ha ha
😄 nice olur halimiz. Bizim de boynumuzun borcu umut olmak ışık olmak, üstümüze düşeni yapmak…
18.Nisan.2017
Pi sayısı mükemmel sayıdır. Kusursuzluktur, kutsal döngüdür, ezeli ve ebedi olan, kuyruğunu yutmuş yılanın sembolize ettiği başı sonu belli olmayandır, bittiği yerde başlayan, başladığı yerde bitendir, benim hayat felsefem, beni büyüleyen gizem, aşktır pi. Bir çember düşünün ki yaratılan tüm ruhlar olsun ve merkezi Yaratan. Çember üzerindeki her noktanın her yaratılanın, merkeze Yaratana olan uzaklığı eştir ve bu döngü bize hep unuttuğumuzu hatırlatmak içindir. Sular bir yükselir bir alçalır, galip olan mağlup, mağlup olan galip olur; yükselen alçalır, alçalan yükselir. Menzile varmak için çemberi daraltmak noktaya varmak gerektir. İşte bu da aşkın ta kendisidir.
17.Nisan.2017
Evvet
Ben bir rüyayım
Bu rüyanın tutunduğu gerçeklik sen
Evet
Sen bir rüyasın
Bu rüyanın tutunduğu gerçeklik ben
16.Nisan.2017
Merak etmiyor değilim bazen
Bir insanı anlamlı kılan aşk mı
Yoksa bir insan mı aşkı anlamlı kılan
12.Nisan.2017
Bazı sözler hep hatırlanıyor. Kimileri gücünü söyleyenden alıyor, kimilerinde ise söyleyen sadece aracı, hatırlanmıyor bile çoğu zaman lakin kudreti kendinde oluyor sözün. Şöyle bir söz hatırlıyorum; ne kadar çok kelime bilirsen ki aslında bu idrak edersen olmalı bana kalırsa, o kadar büyük olur dünyan
☺ Sözler sihirli bir samuray kılıcı gibi boşlukta yarık açan ve oradan içeri adım atmaya varsa gönlün büyülü bir dünya orada bekleyen herşeyin mümkün olduğu… Ne de olsa bizim bu sihirli oyunumuz da tek bir sözle başladı: Kün. “Ol!” dedi ve oldu. E o zaman bugün de başlasın bakalım.
10.Nisan.2017
Hatırla
Okyanustan kopup gelmiş
Bir damla olduğunu
Güneşten süzülen ışık olduğunu
Dünyanın canına köklenmiş ağaç olduğunu
09.Haziran.2017
Ne demiş şair:
Ne yaz, ne kış, ne hazan
Bir sen olmalısın yaşanan
Dünya susar sen susarsan
09.Nisan.2017
Cesur olmak ezber bozabilmektir, böyle gelmiş böyle gider demeye gönlü elvermemektir. Cesur olmak sana layık görülene istemeyerek razı gelmek değil, kendine layık gördüğünü alacak kadar cüretkar olabilmektir. Cesur olmak başkalarının düzmece takdirini görmekten ziyade ödeyeceğin bedeli düşünmeden kendi takdirini kazanabilmektir. Cesur olmak cesaretine meşale olan birkaç insanın varlığı için minnet duyabilmektir. Ve cesur olmak ne yaşarsan yaşa kalbini nefretin tuzağına düşmekten koruyabilmektir. O zaman yaşasın cesur insanlar.
07.Nisan.2017
Eminim her insanın hayatında milad kabul edeceği dönemler vardır, olmuştur. Bir kırılma noktası, bir kavşak, onu düz gittiği yoldan alıkoyan, tatlı rüyasından uyandıran bir şeyler. Yol mu önemli olan yoksa yolda yürüyen mi? Yolunu mu değiştirir insan, yolda yürüyen kendini mi? Eğer bütün varışlar kendine ise ve Rab ise kendinde de aradığı yolun yol olmaktan ziyade başka bir anlamı olmamalı. Kendini bilen Rabbini bilir ve en zoru da kendini layıkı ile bilmektir.
05.Nisan.2017
Kelimeler harflerin toplamı, cümleler kelimelerin, hayat günlerin. Takvimler 5 Nisan 2017 yi gösterirken gün bize neler hazırlamakla meşgul kim bilir. Bir ilmek sök sadece, diğerlerinden farkı olmayan küçücük bir ilmek ve koca bir şey paramparça olsun. Hangisinden vazgeçebilirsin, vazgeç geçebilirsen… Küçük bir gün bugün de ve inanılmaz kudretli; yaşadığımız, yaşayacağımız her gün gibi.
27.Mart.2017
Biz ki suyun yeşiline, göğün mavisine, güneşin sarısına aşık olduk. Biz ki titreyen kirpiklere, nabzın atışına, göğsü dolduran nefese aşık olduk. Aslında biz hayata aşık olduk. Bu makro aşk, bir de mikrosu var kişiye özel.
*************
Hayatı beş duyumuzla algılıyoruz ve algıladıklarımızla yolumuzu çiziyoruz. Hep yol ayrımları var çünkü bekleyen. Yol düz bir yol değil, hep çatallı. Bazen hislerle, bazen eldeki verilerle bir karar veriliyor. Bazen sapılan yoldan geri dönülüyor. Kimi zaman geri dönecek cesareti bulabiliyor insan, kimi zaman da bulamıyor. Kimi zaman yeterince şans tanımadan erken vazgeçiyor asıl yolunun o olduğunu hiçbir zaman bilemeyerek. Gereksiz bir hırsa kapılıyor ya da belki de sonu olacağını bile bile ayak diriyor ne olursa olsun o yoldan gitmek için. Amma bir Kızılderili diyor ki Don Juan, ne olursa olsun verdiğin karardan dönme. Doğru, zaten herkes kendi ölümüne doğru yol almakta adım adım, an be an. Belki karar aşamasında ince eleyip sık dokumak gerekiyor; her türlü veriyi toplamak ve topladıktan sonra içine dönüp dışa kapanarak verileri büyük bir sessizlikle işlemek kalple ya da akılla, hangisine önem veriliyorsa artık. Bir karar vermek zor ama o karara adanmak daha da zor; fakat ne olursa olsun elzem. En nihayetinde hayatta bedeli en pahalı olan şey öğrenmek, gerçekten öğrenebilmek.
24.Mart.2017
Ilık bir yaz akşamı
Ya Mayıs sonu ya da Haziran başı
Bahçe sulanmış nasıl da sarmış dört yanı
Yeşil çimenlerin taze dökülmüş toprağa o bildik kokusu
Neden gül derdim hep neden
Güzel olan illa ki güle kokmalı
Solgun ışıklarını bırakırken güneş
Şeftali rengi yaprağına o güzel güllerin
Yıllar sonra, hayalini kurmak zor olsa da o zaman bu günlerin
Tüm bir odayı dolduran aynı rayiha
Şimdi bakmak gibi zihnimdeki o fotoğrafa
Tozlarını üfleyip de düşercesine resmin içine
O anın bir parçası olmak yeniden
Bir koku ki adı mutlulukmuş bu güne, taaa o günlerden
24.Mart.2017
Bugün hayatın mucizesine inanmak için güzel bir gün olabilir; göğü maviye, ağaçları yeşile boyamak için, çiçeklere cennet kokusu vermek için güzel bir gün… Ve su kadar duru bir kalp, maruz kaldığı güzellikleri hakkıyla yansıtabilsin, bu güzel güne yaraşabilsin diye… Gün bugün rengarenk olsun, hadi bakam.
23.Mart.2017
Bazen gerrrrrrçekten hayatı kullanma kılavuzu olmasını isterdim; çarpım tablosu gibi
☺ bu tabi ki boş bir dilek: yoksa sahip olduğum müthiş matematik dehamıııııı (?) ya da şöyle demek daha doğru olabilir
☺ kafama vura vura da olsa devasa boyutlardaki öğrenme isteğimi nasıl gösterebilirdim
☺![]()
22..Mart.2017
Hayal kurmak için gözlerimi kapadığımda
Zihnimde tek beliren sen olduğundan
Anladım gerçeğim kadar hayalimde de sensin bir olan
21.Mart.2017
Ben devrimden çok evrim taraftarıyım galiba… Her şey yavaş olmalı dünyanın dönüşü gibi hissettirmeden, bir an önce gerçekleştirmenin tahammülsüzlüğü ile şiddet uygulamadan, coşkunun, inancın, sabrın, sevginin anlık olmadığı kalıcı, köklü ve sindire sindire. Ki zaten her şey şu sonsuzluğun içinde yine de tüm yavaşlığına rağmen yeterince hızlı.
18.Mart.2017
Bu güzellik değil hayat… Meydan okunan, teslim olunan, teslim alınan, gözlerinin içine bakılan, bir olunan, ahenkle birlikte akılan, inancını korudukça bıkmadan usanmadan tazelenen hayat.
14.Mart.2017
Gün geceye döner
Gece güne
Kış bahara döner
Bahar kışa
Son başa döner
Baş sona
Dönen bir kürenin üstünde
İyi kötüye döner
Kötü iyiye
Sevinç hüzne döner
Hüzün sevince
Yaşam ölüme döner
Ölüm yaşama
Sonsuz bir döngü içinde
Her şey döner günün birinde
Bıkmadan usanmadan
Kendi yörüngesinde
13.Mart.2017
Diyelim ki birer yıldızmışız her birimiz
Gökyüzünde süzülürken
Kesişmiş yollarımız
Bilinmez neye göre
Bir göz açıp kapama süresince
08.Mart.2017
Derler ki bildiklerini hayata geçirmiyorsan bildiklerinin hiçbir kıymeti yok, çok fazla düşünüyor da harekete geçmiyorsan düşünmenin faydası yok. Sana aşkı anlatsalar içine düşmedikçe anlamı yok, evrenin sırrını verseler sen ona varmadıkça hiçbir hükmü yok. Yaaaaa, böyle işte
☺ günlerden çarşamba hallerden bir hal…
03.Mart.2017
Sol göğsümüzde her birimiz Tanrının evini taşıyoruz ve dileğim evinin hep çiçek kokması ve ev var olduğu müddetçe bir an bile oradan ayrılmaması.
02.Mart.2017
Her sabah kararlar alıyorum; hiç üzülmeyeceğime, güçlü ve cesur olacağıma dair, hayat amacımı bulacağıma, kendimi gerçekleştireceğime, kendim dışında başkalarına da faydalı olacağıma, disiplinli bir hayat süreceğime dair ve her akşam bir tespih tanesi gibi ömrümün bir gününü daha çekmiş oluyorum öylesine… Çok fena kayboldum, ağaçlar sık ve ulu, ne önümü görebiliyorum ne de güneşi…
*************
Derler ki olumsuzluk içeren kelimeleri kullanma. Bu cümle bile yanlış oldu mesela
☺ olumlu kelimeleri kullan, kalbini sevgiye aç, iyi düşün, merhamet et, empati yap ve her zaman ötekilerin de insan olduğunu hatırla iyiye ve kötüye, doğruya ve yanlışa aynı oranda açık, hatta bazen birine ötekinden daha yakın; çünkü sen ne kadarını başarabiliyorsan onlar da ancak o kadarını başarabileceklerdir.
01.Mart.2017
Geçen gün bir film izledim. Gerçek bir hayat öyküsünden uyarlanmış. Kadın yıllar sonra oğluna kavuşunca yaşadığı mutluluğu “okyanus kadar derin” diye ifade ediyor
❤ ve bir an bile olsa şüpheye düşmemiş oğluna kavuşacağından. Böylesine emin olmak, inanmak ve belirsizliğin zorluğuyla mücadele etmek için güç bulmak ne kadar da bilgece…Benim için müthiş bir örnek kesinlikle; bazen koca bir ömür tek bir an için yaşanıyor demek ki, öyle bir an ki her şeye değer ve bir hayata bedel…
************
Sabah sislerin putların arasında yola revan olmuşken adımın seslenildiğini işittim belli belirsiz. Etrafıma bakındım, sokakta benden başka kimseler yok. Belli ki ruhun yatakta kalmış senin diye düşünürken, tam adımımı atmaya davranmıştım ki, bu sefer daha yüksek perdeden duydum adımı. Başımı kaldırdım ve ağacın dalına tünemiş bir baykuşla karşılaştı bakışlarım. Ne yani, bana seslenen bir baykuş mu, hadi canım derken baykuşun sert bakışlı gözlerinde girdaplar oluşmaya başladı ve ansızın kendimi orada buluverdim. Girdabın çeperlerine çarpa çarpa büyük bir hızla aşağı düşüyordum, belki de yukarı yükseliyordum emin değilim. Yalnız sonsuzluk kadar uzun sürdüğünü söyleyebilirim bunun. Bu süre boyunca bir çok görüntüler gördüm; kendi geleceğimi, tanıdığım-tanımadığım tüm ruhların, dünyanın ve hatta evrenin tüm geleceğini… Kendimi merakla görüntülere kaptırmışken sert bir şekilde yere düştüm. Ne kadar öyle, o halde kaldığımı hatırlamıyorum lakin başımı çarpmış olmalıyım ki kafamın içinde acının doldurduğu büyük bir boşluk vardı ve ben gördüklerimden tek birini bile hatırlamıyordum. Kendime tamamen geldiğimde yine aynı ağacın altında duruyordum ve ayaklarımın dibinde puslu bir baykuş tüyü vardı. Eğilip onu yerden aldım. Yaşadıklarım düş müydü gerçek miydi bilmiyorum. Elimde sadece bir tüy vardı işte… Ama artık eminim ki hayatım boyunca “Evvet, ben bunu daha önce yaşamıştım.” dediğim anlar bir hayli fazlalaşacak. Aynı şimdi olduğu gibi
😁
😂
😊
☺
😃
😄 haha
😃
28.Şubat.2017
Bazen acık denizde buluruz da kendimizi dalgaların arasında kalıveririz. İşte o zaman tutunacak bir şeyler ararız; bir tahta parçası olur, can simidi olur ya da en güzeli sevimli mi sevimli bir yunus olur…
***************
“Kurban olduğumAllah ‘ım. Seni ne kadar severim, bir bilsen. Ne istersen yaparım, yeter ki Sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim Sen’in için. Koyun kavurması güzeldirAllah ‘ım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadından yenmez olur.
Hz. Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaştı.
Çoban Duasına devam ediyordu:
Yeter ki Sen dile, ayaklarını yıkarım. Kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben Sen’i. Sana çok hayranım.”
Hz. Musa çobana kızdı ve nasıl dua etmesi gerektiğini öğretti; ama çoban ezberletilen şekilde dua etmeye çalışırken heyecanını da samimiyetini de yitirdi. Bunu gören Tanrı Hz. Musa’ ya “Biz kelimelere bakmayız, niyete bakarız. Görevin yakınlaştırmakken kulumu benden uzaklaştırdın.” dedi.
Bir ufaklık kır çiçekleri getirmiş de sevgisinden, alıp başına çalmış öteki “Bana bunu mu layık görüyorsun aptal.” diyerek… Kaç kere başımıza çaldılar çiçekleri ve kaç defa yaptık kim bilir başkalarına aynı şeyi…
**********
Nasıl da zor gelir uzun söylemek
Kendimi anlatmak bana en zor iş
Baktım ki ben bile anlamam kalbimin dilinden
Yoruldum artık onu takip etmekten
Kararımı verdim anlaşamayacağız onunla
Bıraktım ben de saldım ipini umarsızca
Ya göğün maviliğinde gözümden kaybolup gider
Ya da ulu bir ağacın dallarına takılır kalır
**********
Hiç kimselere benzemeyişine herkes hayran olabilir de sıradanlığına vurulana zor rastlanır.
**********
Gönlümün ipini elimden kaçırdım
Göğün uçsuz bucaksız maviliğinde
Süzülürken ardından bakakaldım
27.Şubat.2017
İnsan her sabah bir çiçek bahçesine gözlerini açacak mesela. Daha gözlerini açmadan odasına dolan çiçek kokularıyla uyanacak. Tüm gününe güzel bir deniz manzarası eşlik edecek. İçinde bulamadığı huzuru dışarıda arayacak. Sonra gözleri ne denizi görecek ne çiçekleri… Ve sonra anlayacak ki bir gün güzel olan gözlerinin arkasındaki karanlıkta gizli; kalbinde… Gördüğü, duyduğu, yaşadığı her şeye coşkusunu veren de o![]()
24.Şubat.2017
Mucize nedir? Kalbin inandığı, aklın istese bile inanamadığı şey. Hayatın önemli görünüp de aslında önemsiz olan onlarca tonlarca ıvır zıvırı altında göçük altında kalmışçasına yok olmaya yüz tutan şey… Mucize, kalbin toprak kadar kucaklayıcı olursa derinlerinde filizlenen şey. Her şeye muktedir olan, almaya muktedir olana verir.
***********
Kafam çok karışık; alfabede 29 harf var ve ben hangisi olacağımı bilemiyorum. Onca harf içinden sadece bir harf olmak da yetmez gerçi, bir cümle olmalıyım belki. Ama ne olsam, ne olsam karar veremiyorum. Kura mı çeksem? Ya anlamsız birşey olursam o zaman kaybedersem anlamımı? Hiç buldum mu ki orası da ayrı bir muamma ya neyse hadi. Alayım elime asamı da uzun bir yürüyüşe çıkayım vadisinde sessizliğin. Yeterince yürürsem belki bulurum ben anlamını kendimin.
***********
Sen ki bu denizleri keşfetmek istersin
Bu denizler engin bu denizler derin
Ömrün buna vefa edecek mi dersin
Belki uzundur oldukça
Ya sabrın dayanacak mı bakalım buna
Kavurucu güneşi, usandırıcı yağmurları, insanı yoran vahşi dalgaları var bu denizlerin
Ne denizler bilir kaşifini ne de kâşif hangi denizi keşfedeceğini
************
Günlerden bir günün gecesi idi
Ay da dolunay gökyüzünde bir tepsi misali
Onun da var elbet diğer herşey gibi bir derdi
Hep merak eder dururdu şu yeryüzünde olup bitenler de neydi
Merakı ona galebe çaldı can sıkıntısına da yenildi
Düşüvereyim yeryüzüne salıvereyim kendimi yavaşça dedi
Şöyle bir kıpırdandı önce yerinde nasıl da küt küt atıverdi kalbi
Anladı ki nabzından daha hızlı hareket etmeli
Önce sağa bir hamle sonra sola, yuvarlanıp dururken bir delik mi ne oradaki
Son sürat inerken yeryüzüne dayanamadı sevinç çığlığını koyverdi
Yaşasın dedi ben de olacağım artık dünyanın bir ferdi
Ama öyle hızlı çarptı ki dünyaya bölündü parçalara mini mini
Yer de gök de simlere bulandı oluverdi simli simli
17.Şubat.2017
Dünyada yeni olan hiç bir şey yok. Tanrı yaratılabilecek her şeyi çoktan yaratmış. İnanılmaz büyük bir hazine var keşfedilmeyi bekleyen. İlham bile yaratmak değil anlamak, keşfetmek ve kendi içimizde bile keşfedilmeyi bekleyen ne muazzam hazineler var kim bilir? Ve çoğumuzun zamanı doluyor hazineyi bulamadan. Oysa ki ne heyecanlı bir uğraşı bu, içindeki cevheri keşfetmek ve kendin olarak hayata verebileceğinin en iyisini vermek. Şansımız bol olsun, ne diyeyim
☺
😃
😄![]()
15.Şubat.2017
Dünyaya bir çiçek olarak açmak verilebilecek en ulvi savaş örneği olsa gerek. Bence en büyük savaş insanın iyi olan özünü muhafaza edebilmesi, herrrrr şeye rağmen
☺ en başta da kendine rağmen…
**************
Hiç düşündünüz mü kendinize ne hikayeler anlattınız, sonra onlara inandınız ve bir son yazdınız. Ben çok yaptım.
07.Şubat.2017
Nasıl da çevresinde dölenip duruyorum. Çok yaklaştığımı sanıyorum ama sürekli gidip geliyorum. Yaklaşıyorum uzaklaşıyorum, daha da uzaklaşıyorum ama gözlerim sürekli orada. Vicdan azabı belki uzağına düştüğüm için ama geçici bir durum bu. Sonra itiliyorum merkeze, o beni çekiyor ya da. Ne yorucu bu kararsız haller. Bir nokta var biliyorum, beni avucuna alacağın bir nokta ya da benim sen olacağım bir nokta. Anlamadıkça yolu git geller sürecek ömür boyu…
06.Şubat.2017
Gökyüzünün yok mu şu hoş dokusu
Etrafı çepeçevre sarmış yeşilin taze kokusu
Bahar gibi ferah, bahar gibi ılık
Ne çok yıldız var gökyüzünde sanki sonsuzluk
Bak biri kaydı bile ışığını ardında bırakıp
Sonsuzdan bir çıkarsa yine sonsuz yok bir kayıp
Öbürleri duruyor ya hala yerli yerinde
Ay nasıl da kaplamış haşmetle gökyüzünü
Diğerleri göz kırpıp dursun da, ay tepsi gibi orada
Yıldızların arasında esamesi bile okunamaz oysa
Peşinde döner durur dünyanın da ayrılamaz bir an bile olsa
Bunun mükafatını da verir dünya ona
Göğünde en güzel yeri ayırır bir tek ayına
****************
Felsefecilerin çok sevdiği bir filozof olan Herakleitos demiş ki: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Başka bir felsefeye göre de değişen hiç bir şey gerçek değildir. Her şey değişir evet, öz dışında gözle gördüğümüz her şeyi zamanın suları aşındırır. Ne kadar ihtiyacımız var değişmeden kalan şeylere ![]()
03.Şubat.2017
Bir söz çıktı ağzından
kanat çırptı sonsuzluğun girdabına
Bir söz döküldü gözlerinden yere,
yer gök kırıklar içinde
Sözcük büründüyse sese yaratırmış,
ol dememiş miydi vaktinde
Oysa ki gösteremez o endamını,
en büyük sevgi en büyük nefret gözlerde
01.Şubat.2017
Ben en çok doğan günün tazeliğini, batan günün de olgunluğunu seviyorum
☺ aradaki koca bir zamanı ne yapacağım onu hiç bilemiyorum tabi.
30.Ocak.2017
Aklım uçan balon
🎈 gibi
☺ en çok sevdiklerim de onu kalbiyle kendine bağlayanlar…
28.Ocak.2017
Kişiyi değil sebebi gör
Kilidi değil ardını gör
Dışını değil içini gör
Çemberi değil merkezi gör
Maddede kalma manayı gör
26.Şubat.2017
Bir gün kalbine bir söz fısıldanacak
Kalbin titreyecek önce
Gören sıtmaya tutulmuş sanacak
Taç yaprakları bir bir açılacak
İçindeki hazine sana görünür kılınacak
Derler ki aşk ışktan gelirmiş, ışk da sarmaşık demekmiş. İnsanı bir sarmaşık gibi dört bir yandan sararmış. Aşkınız daim olsun efenim, tabi benimki de…
24.Ocak.2017
Kocaman bir buğday tarlasında bir başak olduğunu hayal et. Diğerlerinden daha güzel olduğunu düşünebilirsin ya da daha çirkin, daha iyi belki, belki de daha kötü. Daha güçlü de olabilirsin, çok daha zayıf da. Kaderinden hoşnut olmayabilirsin ya da fevkalade memnun. Ama rüzgâr nereden eserse sen de diğerleri ile birlikte o yana savrulacaksın. Sen de onlarla berabersin, sandığının aksine belki tüm farklılıklarına rağmen onlarla aynısın. Sen bütünün en değerli parçasısın, tıpkı diğerleri gibi. Rüzgârın melodisini oluşturmak için sana ihtiyacı var. Saçlarının arasından geçmeye, yüzüne dokunmaya, gözlerinde güneşin pırıltılarını görmeye ihtiyacı var. Hem belki o pırıltılar kalbinde gizli olan en kıymetlinin gözlerindeki ışıltısıdır. Sen sadece yapabildiğin en iyi şekilde rüzgârın melodisini oluşturabilmesi için ona yardım et, diğerleriyle beraber, uyum içinde. Bir kahkahayla da eşlik edebilirsin ama dikkat et fazla gürültülü olmasın
☺
😃
😄
😂 şakaaaaaaa…
22.Ocak.2017
Ateşli çaba hedefe gidilen yoldaki tüm engelleri ortadan kaldırır imiş. Çok sevdim bu sözü, güzel bir ayna olacak ömrümce bana…
*************
Sevene değil sevdirene
❤ bak demiş. Ne de güzel söylemiş. Sevdiren kim? Tanrı mı sevilen mi? Bilmece, bildirmece ![]()
21.Ocak.2017
Daha ne kadar inicez derine
Bir kez takıldı mı gözler aşkın gözlerine
Duramıyor insan durduğu yerde
Gizemin cazibesi çekiyor daha da içine
19.Ocak.2017
Herkes konuşacak, herrrkessss: o konuşacak, bu konuşacak, zihnin konuşacak, bıdı bıdının haddi hesabı olmayacak. Kimse bilmeyecek ki kalp ne derse o olacak.
***************
Bir ana hapsolmuş insanlar var. Artık dünyanın akıp giden gerçeği ile içinde mahsur kaldığı o anın gerçeği birbirine uymuyor. Kıvılcımlar çıkıyor ikisi birbirine paralel akmadığı için. Sürtünme aşındırıyor, acıtıyor, yoruyor belki. Ama ben ne diyorum kıvılcımlara
☺ insan hikayeleri… Yola çıktığında yolu belirleyen tek sen değilsindir, yol da kendi şartlarını koyar ortaya. Kalemi eline aldığında hikaye yazar kendini sen kalemi tutansındır çoğu zaman, yaşanan bir aşkın o aşkı yaşayan iki insandan ayrıdır kaderi, bir çocuk anne babasının toplamından çok daha farklı birşeydir. Çoğu zaman değiştiririz suyun yatağını, bozarız akışını ve başarıdır bu, o an için. Dememişler ki boşuna su akar bulur yatağını. İzle derler izle, fark et, farkında ol, ak işte ya ak. Suyun gürül gürül akan sesini dinle, kayalara sertçe vurduğunda hırçınlaşıp damlalara ayrılışını ve tekrar geri düşüşünü izle diğerlerinin arasına dönüşünü, kimi zaman çakıl taşlarını okşarcasına sakin sakin üzerinde salınışını, takip ettiği yolu gör bi nereleri gösteriyor sana kim bilir, kaç mevsime tanık kılıyor seni. Sen bir nehirsin, hayat boyu akan bir nehir
❤Yol orada su orada. Sen neyin derdindesin daha
😇 ve vazgeçme, su denizine kavuşana kadar akmaya devam et, vakitsiz kaynağına dönme…
12.Ocak.2017
Evrenin en gizemli sırrını verseler algının üstündeyse anlayamazsın. Dünyanın tüm hazinelerini verseler bilemezsen kıymetini pul edersin. Bazı şeyler uzaktan hoş gelir de, gücünün üstündeyse taşıyamazsın. Olasın ki düşesin dalından, yanasın ki bulasın kendini zatından.
11.Ocak.2017
Dünyanın bir ihtişamı var değil mi? Baş döndürücü bir güzellik, insanın nefesini kesen bir şeyler var, büyüleyici… Bir sihir var, göremiyorum, tam da anlatamam ne olduğunu, ama yakınıma geliyor bazen, hissediyorum onu.
10.Ocak.2017
İnsan ne kendisini gereğinden fazla gözünde büyütmeli, ne de hor hakir görüp küçümsemeli. Her ikisi de fena şeyler yapabilir çünkü… Olduğu gibi, her şey olduğu gibi. Aslına sadık kalarak, özünü bozmadan. Papatya gibi sade, papatya gibi iddiasız.
***************
Hayat, aynı bir rüya gibi… Saniyeler süren ama tüm gece boyunca sürmüş hissi veren. 80 koca yıl yaşayıp da bir gün gibiydi diyen insanlar var. Şu an her şey o kadar gerçek ki: korkularım, üzüntülerim, acılarım, sevinçlerim, aşkım, ailem, çabam, isteklerim… Ve bir zaman gelecek hiç birinin bir önemi kalmayacak, hiç birinin. Ne kadar mutluydum, geçti ; ölmek istemiştim, o da geçti. Neden hep beni zorlayan tecrübeler yaşadığımı ben de bilmiyorum. Ruhumu katmer katmer açan tecrübeler. Bir süredir bozuk plak gibi aynı şeyi tekrarlıyor yaşam döngüm ve ben gerçekten korkuyorum. Kendimi bırakmak istiyorum, herkes gibi olmak istiyorum, ya da onları gördüğümü sandığım gibi olmak. Hiç böyle şeyleri düşünmüyormuş gibi insanların çoğu… Belki de egom o kadar güçlü ki kendimi herkesten farklı görüyorum yazık. Fark eder mi ki, olan bir ben var işte ; öyle ya da böyle…
***************
Bazen coşkun akan bir nehre kendini bırakmak gerekir; onunla beraber akmak, kendini onun sularına bırakmak, teslim olmak. Yolculuk değişmektir. Yolculuğun başındaki ve sonundaki insan hiçbir zaman aynı değildir. Bir gölün güvenli sularında yüzebilirsin. Başladığın yerde bitirirsin, üzerinden akan suları siler ve kaldığın yerden devam edersin, küçük bir kaçamak gibi. Bir nehirle beraber aktığında kendini bile geride bıraktığını hesaba katmak zorundasın. Su zaten tekinsizdir, akan bir su daha da tekinsiz. Kim bilir seni nelere şahit kılacak, ne zor sınavlara tabi tutacak seni. Ve diyelim ki hepsinin üstesinden geldin. Bilmediğin topraklara bırakıp atacak seni. Yolculuğa başladığın o güvenli, o bildik kıyıdan çok daha uzakta bir yerlere, bilinmezliğin seni sardığı ve hatta korkuttuğu başka bir kıyıya. Belki bu yolculuğa hiç çıkamayacaksın tüm bunları göze alıp, belki de tüm cesaretsizliğine rağmen bir dalga gelip seni sularına katıp karıştıracak kim bilir… Ve bilhassa kaçındığın şeyin tam ortasına düşeceksin anlamadan, ansızın.
09.Ocak.2017
Zihnim zaman zaman kafamı karıştırıyor, doğru. Bir fırtınaya tutulmuş gibi hissediyorum kafamın içini. Her yer toz duman, oraya buraya saçılmış, kırılmış, dökülmüş, parçalanmış. Bulamıyorum aradığımı bıraktığım yerde. O zaman eylemlerime bakıyorum; çünkü eylemlerim zihnimin karmaşasının ulaşamayacağı kadar sade ve cevap her zamanki gibi yalınlıkta öylece durup duruvermekte…
************
İki adam gelmiş cami hocası ile konuşmaya. Hoca sormuş tekine “Nedir derdin, isteğin?” Adam demiş: “Bir dileğim vardı, gerçekleşirse bir eşek bulup minarenin tepesine çıkaracaktım. Dileğim gerçekleşti. Ne yaparım, nasıl ederim diye sormaya geldim.” Diğerine dönmüş hoca. “Senin derdin nedir evladım?” demiş. “Valla hocam, demiş, hiçbir derdim yok benim.” ” Haaaaa…” demiş hoca öbürüne dönerek. “Evladım sen al sırtla bunu, çıkar minareye.”
😁
😂
☺
😃
😄 bu da sabah sabah böyle bir hikaye işte. İnsan olduğumuza göre hep olacak derdimiz sıkıntımız; ama maharet o ki onlara küçük bir hisse ayırabilmek heybede ki yürüyemez hale getirmesin bizleri. E gün de aydı nihayet
☺
😃![]()
03.Ocak.2017
Bu dünyanın ne güzeli biter ne çirkini
Ne zengini ne de fakiri
Bir iyisi var bir de çirkefi
Gözleri bağlar aşkın gergefi
Sarışını kumralı esmeri
Yatlısı katlısı fazla olan ederi
Hepsi de bir sen alınca hevesi
Kafa karışıklığına ne hacet
Dengini bulmak gerek dengini…
************
Üç ay sonra öleceğini bilerek yaşayan insanlar var ve yarın öleceğini bilmeden yaşayanlar. Hayır ne, nerede şer bilinmez ; ama şerrin de hayrın da bir olduğunu bilen bulutların üzerinden seyreder alemi…
02.Ocak.2017
Elbet bir gün öğreneceğim güvenmem gerekenin sadece kalbim olduğunu. Engeller beni korkutmayacak, çünkü bileceğim ki beni sadece ben alt edebilirim, benim tek engelim sadece benim. Daha cesur olacağım o zaman. Kader neler ettin bana sen demeyeceğim hiçbir zaman. Hiç kimseye de kızıp küsmeyeceğim, kalbime öfkenin pasını, kirini de tutturmayacağım bunu gerçekten öğrendiğim an… Ve tabi en önemlisi kendime de merhamet göstereceğim tüm ettiklerim ve yapamadıklarım için ben.
01.Ocak.2017
Bir şeyleri anlatabilirim sözlerle
Çizebilirim kalemle
Yontabilirim ağaca, taşa
Ama söze, tarife gelmeyen şeyler var
Bazı şeyler, hissettiğim kalbimde
Doğrunun, yanlışın, tüm tanımların çok ötesinde
29.Aralık.2016
Sabah lapa lapa yağan karla beraber şaşkın şaşkın yolumda giderken sabahın köründe orada o soğukta yaptıkları muhabbete anlam veremediğim iki adama kulak misafiri olmuş bulundum ya da densizce dinledim diyeyim. Adam kırılmış belki kendine belki hayata… Bir şeyler istediği gibi gitmemiş belli, çoğumuzun arada bir de olsa başına geldiği gibi. “Hayat öyle de olsa böyle de olsa devam ediyor işte.” diyordu. Doğru, hayat akıyor coşkun bir nehir gibi, sekteye uğramadan, durmadan, duraksamadan. En kötü zamanlarda bile insanı ayakta tutan inancıdır
😊 kendine inancı, Tanrıya inancı, sevgisine inancı…. Müminin inancı sınanır, hiç bir paye boşuna alınmaz ve her sınav insanın yanlış bildiği kendisini tanıması içindir belki. En nihayetinde hayatla birlikte akan, küsmeyen, inanan kendini kazanır. Ben inanırım, aptal gibi hem de
😃
😊 mucizelere inanırım. Bilirim ki sevgiyle alınan her nefes ve sevgiyle bırakılan her nefes bir mucizedir.
27.Aralık.2016
Düşün ki ben bir büyücüyüm: ellerim her an her saniye açık ( böle ışıklar çıkıyo filmlerdeki gibi, janjanlı olsun biraz) tam konsantre şekilde hayatımı şekillendiriyorum. Ne zor ve ne yorucu di mi? Bizim buralarda işler saldım çayıra Mevlam kayıra usulü işliyor. E olduğu kadar
😁
😃
😄
😊![]()
***********
Alice gibi ben de uzuncaaaa bir yoldan geçerek karga tulumba dünyaya düştüm. Buraya nasıl geldiğimi de neden geldiğimi de bilmiyorum. Dolayısı ile hiç bir şeyin garantisini alarak da gelmedim. Ne kadar kalacağımı bilmiyorum, ne zaman nasıl ayrılacağımı. Önümde uzanan yolu göremiyorum, sadece her gün yaşamaya ve sevmeye niyet ediyorum o kadar. Attığım her adım niyetimin tekrarlanmasıdır…
19.Aralık.2016
Doğmak nasıl bir şey; ağır ağır, yana yana alevler içinde güneş gibi ya da bebek gibi zorlu yollardan geçerek… Biz de tüm ömrümüz boyunca doğuyoruz kıpkızıl, çetrefilli yollardan geçerek. Ne demiş şair ” Göğe ağarız, yere yağarız. Hakk’ ın rahmetinde yok oluruz.” Bir güne daha doğduk bakalım
😇
😃
😄
17.Aralık.2017
Her gecenin bir sabahı vardır
😃
😄 o da bekleyene
😊 herkese doğar güneş, ama gözünün içine baka baka bekleyene daha bir güzel doğar sanki…
12.Aralık.2016
Sen benim kalbime köklenen çiçeğimsin
Kalbim attıkça ışıl ışıl ışıldayacaksın
Nefesimi her alışımda ciğerlerime dolan sen
Kalbim durduğunda toprağa karışır gibi sanki ruhuma karışacak olan sensin
02.Aralık.2016
Çocukluğumuzu son bilenin gidişiyle birlikte, kalan kırıntıları ile mazinin bir ziyafet çekeceğiz martılara çığlıkları eşliğinde. Ve ne zaman afacanlığa kalkışsalar gök yüzünde çocukluğumuz saracak bizi tüm haşmetiyle…
*************
insan kalbindeki en gizli dileği bilmez kimi zaman ve gün olur dileğiyle göz göze gelir. Gözler kalbin aynası ise sırları keşfedeceğiz birlikte…
24.Kasım.2017
Ve sonra anladım ki yaşadığım her şeyden ben sorumluyum, bu benim sınavım. Başkalarının beni incitmesi, üzmesi, kırması dahi benim sınavım. Onlara vereceğim tepki benim sınavım. Sevmemem, iyi olmayan şeyler dilemem benim sınavım. Belki de her şeyi ben yapmışken bunları yapmam benim sınavım. Sınavımın ne olduğunu şimdi anladım. Verdiğim karardan caymamak benim sınavım; çünkü beni sadece bu ilgilendiriyor.
23.Kasım.2016
Bu bir hikaye… Senin, benim, herkesin hikayesi olabilir. Bir hikayeyi diğerlerinden farklı kılan nedir? Kişileri mi, olay örgüsü mü bilmiyorum. Muazzam hikayeler var sıradan insanların olduğu, sıradan hikayeler var içinde muazzam insanların bulunduğu. Yine yanlış yaptım, bunu söylerken bile; etiketler gereksiz, özden ırak düşürüyor her daim. Her bir hikaye benzersiz insanlarıyla da anlattıklarıyla da, şöyle bir bakıp geçmediğinde, derinleştiğinde.
20.Kasım.2016
Don Juan diyordu ki karar vermek önemlidir ve caymamak, dönmemek, ne olursa olsun devam etmek. Ya güneş yolundan caysaydı, halimiz nice olurdu. Çok mu aptal o, yıllardır aynı yolu tavaf ediyor?
16.Kasım.2016
Yerin damarlarından suyun sesi gelir duyana, gönlün dehlizlerinden sevdanın yankısı gelir bilene…
14.Kasım.2016
Hep elimizde olmayanı istedik, sahip olamadığımız şeyler için üzüldük; sahip olsaydık bize iyi gelip gelmeyeceğini, bizi mutlu edip edemeyeceğini bilmeden. Mutsuz olmak için bahaneler aradık elimizde mutlu olmak için onca sebep varken…
12.Kasım.2016
Su hiç yanılmaz; kendinde olanı kendinden olanı bulur. Gökteyse buhar olur göğe karışır, yerdeyse yağmur olur yere karışır. Gerekirse bıkmadan usanmadan döner dolaşır da en sonunda yerin karanlığından tüm serinliğiyle güne kavuşur.
11.kasım.2016
Adamın teki bir hayaleti olmasını çok istemiş. Dileği kabul olmuş, lakin sürekli birşeyler isteyip hayaleti oyalaması gerekiyormuş. Bunu yapamazsa hayalet adamı öldürecekmiş. Peki demiş adam, ondan kolay ne var? İstemiş de istemiş; fakat her bir dileğini göz açıp kapayana yerine getiriyormuş hayalet. Bakmış olmayacak, isteyecek şeyler tükenmiş, çareler aramaya bir bilgeye gitmiş. Bir köpeğin kuyruğunu kes demiş bilge ve hayaletten bunu düzleştirmesini iste. Söyleneni yapmış adam. Hayalet kuyruğu düzleştiriyormuş ; fakat bırakır bırakmaz kuyruğu, yine eski haline dönüyormuş kuyruk ve hayalet tekrar başlıyormuş düzeltmeye. Dünyayı düzeltemeyeceğiz orası kesin. Kendi hayatımızı da düzeltemeyeceğiz belki… Ellerimizi bıraktığımız an, eski haline dönecek yine. Bilmem ki ne istemeli
😃
😃 iyilik, sağlık, hoşluk ve tabi ki olmazsa olmaz sevgi.
08.Kasım.2016
Tanrıya hak vermemek elde değil; olunabilecek en güzel yer içten bir kalp.
03.Kasım.2016
Ben ışığın huzurunu arıyorum, bir ikindi vakti pencereden içeri süzülen ışığın huzurunu. Her şey fazlasıyla hüzünlü, bir bilinmezin içinde an be an ilerliyoruz. Bütün sevdiklerimizi tek tek kaybedeceğiz ya da sevdiklerimiz bizi kaybedecek günün birinde.
*************
Çiçekler gibiyiz ; can havliyle açıyoruz bir duvardaki çatlakta, bir taşın altındaki boşlukta, bir yarın kıyısında… Sere serpe toprağa tutunmak kolay , ama en olmadık yerlerde açmak güçlü bir yaşama arzusudur, güçlü bir inançtır aşka dair…
01.Kasım.2016
Aslına bakarsan benim senden istediğim, sırrı tutmaktan daha fazlası; sana söylediklerimi unut, bildiğini bana bile belli etme, ruhunun en gizli yerinde tut.
29.Ekim.2016
Ben sadece kendi gerçeğimi bilebilirim, kendi hislerimi, kendi yaşadıklarımı. Başkalarının gerçeklerine odaklandığım an kendi gerçeğimi elimden kaçırırım, safiyetini kirletirim ve kendi güzelliklerim yerine içimi başkalarının nefretiyle doldururum. Ne gerek var şimdi.
25.Ekim.2016
İçinde bulunduğumuz organizasyonun ne menem birşey olduğunu anlamaya çalışıyorum, ısrarla, pek anlayamıyorum tabi, nasıl bağlar var, ağlar var, nasıl bir sebep sonuç ilişkisi var… bir söz diyor ki ” Allah, Arnavut değil çeksin silahı vursun.” Yukarıdan bir el uzanmıyor ki sırtımızı pışpışlasın ya da enseye bir şaplak indirsin ya da nasihat etsin ne bileyim bir şeyler bir şeyler yapsın işte. Ödül de ceza da nasihat de hep diğer insanlar vasıtasıyla oluyor. O yüzden demiyor muyuz “İyi de kötü de hepsi O’ndan.” Aslında yaşanan her ne ise, sebep sadece insanın kendisi. İçte olanın dışarıda tezahür etmesi. Sabır sadece anlamak için, hüküm işin sonunda verilir, hüküm vermek için, sadece sabır, sessizce…
24.Ekim.2016
İnsanın en çok şefkat göstermesi gereken kendisi… Başkalarını suçlamak için değil, mevcut egoyu daha çok şişirmek için de değil, sadece suçlamaktan vazgeçmek için, iyileştirmek için, affetmek için ve hep sevgiyle kalabilmek için…
19.Ekim.2016
“Akıl okyanusundaki dalgaların tamamını durdurmayı başarmak.” Buna çok ihtiyacım olduğunu hissediyorum, kabarıyor kabarıyor şşşak diye patlıyor.
**********
Yaşamak için nefes almak gerek
Nefes almak için nefes vermek gerek
Sevmek için kalbi nefretten arındırmak sevgiye yer açmak gerek
Sevilmek için sevmek gerek
Almak için vermek, ama gönülden vermek gerek
18.Ekim.2016
Bir yağmur yağsa saçlarıma
Bir sen yağsan
Sonra yağmur dinse mesela
Ama sen hep yağsan inadına
17.Ekim.2016
Ektiğimiz çiçeklerin kimi solacak, kimi kırılacak, kimi filizlenemeyecek bile; ama bahçe her zaman olacak. Bu da her şeye rağmen devam etmenin sebebi olacak…
16.Ekim.2016
Güneşin eli aya değmeseydi
Ay aylığından olmazdı belki
Biz aydan olurduk sanki
Küçücük (?) bir dokunuş dünyayı değiştirdi.
*************
Yüzlerce pegasus kanat çarpıyor gökyüzünde
Hele bir tanesi var ki gölgesi düşmüş ayın üstüne
Uzatmış yakamozların oynaştığı yelesini yeryüzüne
İnsan oğlu unuttuğu mucizeleri hatırlasın diye
15.Ekim.2016
Ağaç mı olaydım, kökleri toprağa sımsıkı sarılmış, kendinden emin, her şeyden emin ve güvenli toprağına da köklerine de… Hep dalgalanıp kabarmak, sonra sönmek yerine daha bir sıkı sarılan toprağına ve bilen .zamanın geçip giden olmadığını, geçenin aslında kendi olduğunu ve bu yüzden göğe ağdıkça köklerini de derinlere uzatan bir ağaç, zamanın yerinden oynatamadığı…
05.Ekim.2016
Bir gönül ehli lazım şimdi
Sözleri aksın su gibi
Yeşersin kalbin çayır çimeni
02.Ekim.2016
Yar olmayaydı aşk ne işe yarar idi
Gök olmayaydı güneş doğar mıydı
Gül kokmayaydı bülbül aşka düşer miydi
Yolumuz sonsuza yoksa devran döner miydi
27.Eylül.2016
Gece, her yer karanlıkken ay ışığı çakıl taşlarına vurur, gün ışığında görünmeyen yol, gecenin karanlığında görünür olunur… Ve sen bilemezsin her şeyi görmek kör eder seni, çünkü o zaman göremezsin asıl görmen gerekeni .
21.Eylül.2016
Ve şimdi! Bir ağaç gibi dimdik durun, köklerinizin yeri kavradığını hissedin, köklerinizi hissedin. İki yana açın kollarınızı, elleriniz göğe dönük. Gözleriniz kapalı hissedin yalnız olmadığınızı, derin bir bilinmezlik içinde aynı kaderin ağlarını oluşturduğunuz diğerlerini hissedin ve bizi birbirimize bağlayan Tanrıyı ve derin sevgisini ve o sevginin kalbinize aktığını. Biliyorum en kötünün içindeki kötülük bende de var; aynı tohum, aynı en iyinin içindeki iyiliğin de bende olduğu gibi; çünkü ben insanım aynı diğerleri gibi, ne daha iyi ne de daha kötü. Biliyorum herkes kalbinin derinlerinde daha iyi bir dünya istiyor sevgi dolu. Hatırladığımız sürece Tanrının kalbimize ektiği sevgi tohumunu ve eyleme geçip suladıkça onu, büyüttükçe kendi ağacımızı, güzelliğini gördükçe özenenler mutlaka büyüteceklerdir kendi ağaçlarını ve gitgide daha güzel bir yer olacaktır dünya, azalacaktır farkında olmadan akmasına sebep olduğumuz göz yaşları…
19.Eylül.2017
Kitabın en son kelimesini de tamamladığım an her şey çok anlamlı. Kader, bence hikayenin sonunda kendini gerçekleyen bir şey; olmuş olanın hiçbir vakit değiştirilemeyeceği o son noktada. Kader, kesinlikle sondan başa doğru işleyen bir şey.
09.Eylül.2017
Bir kitabı defalarca okuyabilir insan ve her okuduğunda farklı şeyler bulur; değişen kitap değil kendisidir. Defalarca kez aynı şeyleri yaşar insan değişmediği sürece… Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçları bekleyen aptaldır der Einstein. Değiştirmek için değişmek gerekir ve dualar da değişmek için itici güçtür belki… Bükülen kaşık değil sensin ![]()
03.Eylül.2017
Ne de çabuk geçiyor zaman
Ne hızlı değişiyor her şey an be an
Sen kal gitme de benden
Birbirimizin değişmeyen yanı olalım sen ile ben
29.Ağustos.2016
Sirenlerin güzel sesini dinleyelim
Ama kayalıklara dikkat edelim
Ne olacaksa zaten olur
Varsın biz kendimizden geçelim
23.Ağustos.2017
Yeryüzünün kalbi kopmuş
Milyonlarca acıya şahit olmuş
Yine de vazgeçmemiş
Kendini bildi bileli dönmüş durmuş
Güneş hergün yeniden doğmuş
Bıkmak usanmak onun kaderinde yokmuş
Şu kalp hala atar dururmuş
Üzülmüş çokça ama üzdüğü de çokmuş
Onun yazılı olandan hiç haberi olur muymuş
O ne ise bulacağı da bir oymuş
Sırra erdi ereli zoru derdi kendisi olmuş
Çünkü bu, kendini onda aradığı bir oyunmuş
17.Ağustos.2017
Biz herşeyde aşkı bulduk
Çiçeğin kokusunda
Rüzgârın dokunuşunda
Doğanın kucağında
Çocuk içtenliğinde
Bir dostun düşüncesinde
Sevgilinin yüreğinde
Sevebildiğimiz kadar sevdik
Gönlümüzün aldığı kadar sevildik
Ne zaman ki sevmekten vazgeçtik
İşte o gün son nefesi de tükettik
**********
insan nasıl tanımaz kendini
Yoksa bilmez miydi en baştan kaderini
İnanmak en büyük delilikti
Susturmak tüm endişelerini
Gitmek yolun sonuna
En büyük cesaret örneği
14.Ağustos.2017
Maddeyi madde yapan boşluktur
Sözün anlamı satır aralarına sokulur
Çok zaman oldu sözlere inanmaktan vazgeçeli
Artık azı bırakıp çoğu kalp kulağıyla dinlemeli
12.Ağustos.2017
Suyun ömrü denizine kavuşana kadar idi. Tüm ömürler vuslat uğruna tükendi.
10.Ağustos.2017
Belki bulut zaman zaman güneşi kapatır, bazen güneş dağların ardına saklanır. Gece olur düşer yarin peşine gül yüzünü sakınır da sabah yine doğuşu onun hatırınadır ne de olsa o hep umudun adıdır..
08.Ağustos.2016
Olmayan her şeye gönül razı
Kalpten olsun yeter ki olanı
Tez vakitte gelsin
Kırılan kalplerin devası
02.Temmuz.2017
Sevmek için anlaman gerekmez ki; izlersin, dinlersin, içine işler sesinin tınısı, göğsünü deler bakışları, umarsızca izlemesini seversin seni hiç konuşmadan… Tanıklık etmesini seversin hayatın sende açtığı gizemli yollara, o yollarda yaptığı yolculuğu izlemeyi seversin ve sana göstermesini gizlice gizemli dehlizlerini, orada kaybolmuşken sen, yolunu bulmaya çalışmanı izlemesini hiç müdahale etmeden. Ve bunları yaparken sessiz sedasız, aranızda örümcek ağları gibi oluşan yolları fark edersin birden bire…
01.Temmuz.2017
Biz ona inandık bir bilinmeyenin içinde, hayrın da şerrin de ondan geldiğine inandık, acılar dayanılmaz bir hal aldığında ona sığındık, fark ettik pamuk ipliği ile hayata bağlı olduğumuzu, hayatın da ölümün de hayırlısını istedik ve belki birçok şey daha, ama en çok da her zaman hatırlatmasını içimize kendinden ruh üflediğini, ona ve tüm yarattıklarına yakın olmayı, aramızdaki perdeleri kaldırmasını… Zor bu yolu bulmak, belki de bulunca kalmak, ama dilek her daim aşk yolunda olmak.
20.Haziran.2016
Öyle bir sev ki onu, umurunda olmasın hiç seni sevip sevmediği. Çiçeklere su verirken mesela konuştuğun oymuş gibi, yıldızlara baktığında gördüğün onun ışıltısıymış gibi. Yel değirmenlerine azılı bir düşmanmışçasına saldıran don kişotun deliliğiyle sev onu, şüphe ediyorsa kalbin yerine binlerce inanan kalp koy da öyle sev onu. Deliliğin farkında bile olmadan sev, inancına göre yaşar insan, senin de inancın oymuşçasına, öyle sev işte.
16.Haziran.2016
Don Kişot’u okuduğumda ilk tepkim şu olmuştu: “Adam delinin tekiymiş; oysa ki ben onun bir kahraman olduğunu sanmıştım.” Aslında adam kendi hikayesinin kahramanıydı, kendini gerçek bir kahraman olarak görüyordu; her birimizin kendi hikayelerimizin kahramanı olduğu gibi…
26.Mayıs.2016
Her şeyin enerjiden ibaret olduğunu söylüyorlar; ben de bir enerjiyim, küçük bir kum tanesi de… Sadece yoğunluğumuz farklı, ya da titreşimlerimiz. Hatta ses bile bir enerji…
Kelimeleri severim ben acık, başkalarının hayallerini-hislerini dinlemeyi ya da okumayı, kendi hayallerimi anlatmayı ve bu hemen herkesin hoşlandığı bir şey kanaatimce, sadece kullanılan enstrümanlar farklı. Bu farklı enstrümanlar içinde en açık ve seçik olanı kelimeler gibi gözüküyor; ama ahhhhhh işte, hiç de öyle değil. Sözü söyleyen çok mahir olsa da anlaşılabilirlik her zaman alıcının kapasitesi ile alakalı, ya da enstrümanı kullanan her ne kadar virtüöz olsa da değeri karşı taraf belirler. Bir şey , değerini bilenin elinde kıymetlidir misali.
Evet, şimdi sırada söz ile sesin arasındaki bağlantıyı kurmakta: Nasıl ki ten, can ile hayat buluyorsa; sözcükler de ses ile hayat buluyor. Dile gelen, sesle ifade edilen kelimelerin muazzam bir gücü var bana kalırsa. Adrese kısa yoldan teslim. Duanın bile sesli okunması gerekiyorsa, vardır bir sebebi hikmeti diyorum…
09.Mayıs.2016
Çok seviyor insan bazen birisini, çok fazla, gereğinden de fazla belki. Sonra o Tanrının bir mucizesi haline dönüşmeye başlıyor. Bir ona bakıyor sonra bir de kendine ve anlamsız bir şekilde acı çekmeye başlıyor. Yel değirmenlerine karşı savaşan don kişot gibi biraz, kendi sanrılarına kendi safsatalarına karşı lüzumsuz bir savaş açıyor. Kendi kılıç darbelerinden yoruluyor, geri çekilip çekilip hızını almaya çalışan ve tüm gücüyle cama toslayan bir karasinek gibi hırpalanmaktan, aslında kendi kendini hırpalamaktan yoruluyor. Hiçbir zaman sevdiği kadar sevilemeyeceğini saplantılı bir şekilde düşünmekten ve kendi kendine bunu ispatlamaya çalışmaktan yoruluyor, kendi boğazına attığı düğümcüklerden, eline aldığı çekiçle kalbine vurduğu darbelerden yoruluyor. Ve bu kadar yorgunluğa kalp dayanmıyor tabi, başlarım sana da oynayacağın oyuna da deyip gidiyor sonra. Her seferinde yine kendinden kendine doğru gidişler. Hep aynı kırgınlıklara, aynı hayal kırıklıklarına yani. O yüzden unutmamalı hiç bir zaman bir insanı sevdiğini ve hatırlamalı her zaman bir insan olduğunu, insan gibi sevmek insan gibi sevilmek gerektiğini, yormadan, yorulmadan, kırmadan, üzmeden, hep olduğu gibi ama yine de hep içinden geldiği gibi…