
Bir insan kaç isme sahip olabilir? Pepe, Tyetye, Bebe, Veve, Gyegye, Dede, Edebe, Bebebe, Tetete, Etyetye, Pepepe, Gyegyegye, Etet, Ebebe, Tete, Epepep, Etete, Tyetyetye, Pete, Çeçe, Edede, Epepe… Peki! Ya sadece bir insan bu kadar isme sahipse binlerce insan, binlerce nesne kaç isim, kaç kelime, kaç farklı sesleniş eder? Gel de çık işin içinden. Budai de bu insan seli ve ses kalabalığı arasında su gibi kendine bir çıkış yolu arıyor çaresizce. Bütün umutlarını kaybettiği de olmuyor değil. Gümbür gümbür akan bir nehre kapılır gibi insan seline kapılıyor çoğu zaman. Kalabalığa karşı koymak, akıntının tersine yüzmek elinden gelmiyor çünkü. Akıp giderken anlamaya çalışıyor nerede olduğunu, dünyanın neresinde; kuzeyde mi güneyde mi, doğuda mı batıda mı? Daha da korkuncu dünyada olup olmadığını. Kim bu insanlar? Birçok dile hakim olan bir dilbilimci olarak bildiği her dilde konuşmasına rağmen neden tek bir insan bile anlamıyor onu? Birbirlerini bile anlamıyorlar belki. Sürekli kavga, gürültü, hengame. Bu tuhaf ülkenin tuhaf insanlarının konuştukları dili anlama çabası hiçbir sonuca varmadığı gibi ülkeden kurtulma girişimleri de daima hezimetle sonuçlanıyor. Ne bir tren garı var bu bilinmez ülkeye elveda diyebileceği, ne havalimanı ne de denize açılan bir su yolu.
Dilbilim kongresine gitmek üzere kendisine verilen ve kaldığı otele ayak bastığı gün derdini anlatamadığı için istemeden de olsa nakde çevrilen çekinden kalan paralar da suyunu çekmek üzereyken parasız kalma korkusu bir yandan, hiç kimseyle iletişim kuramamanın sancısı diğer yandan mengene gibi sıkıştırırken Budai’yi kurtulmak için elini neye uzatsa bu insan seli arasında yitip gidiveriyor. Tek bir kez, elinde Macarca yazıları sayesinde dikkatini çeken dergiyi tutan bir adam görüyor. Kendi dilinde sesleniyor ona arkasından. Kalabalığın içinde şaşırmış bir şekilde Budai’ye doğru dönüyor. “Yoksa zatıalileri de mi?” diyor son baskısı otuz yıl öncesine ait olan dergiyi elinde tutan adam. Kaybettiği adamın arkasından sevinse mi üzülse mi, heveslense mi yoksa umutsuzluğa mi kapılsa bilemiyor Budai.
Tüm güzergahı boyunca sakin sakin akan bir su iken coşup taşıyor, çağlaya çağlaya dökülüyor kimi zaman kendisinden asla beklenmeyen bir şekilde. İçindeki coşmaları, taşmaları, durgun bir suyun kendine sakladığı devasa gücü ortaya çıkarır gibi kendini büyük bir ayaklanmanın içinde buluveriyor aniden. İçinde ne varsa dışarıda da o vardır misali. Budai’ nin içindeki tüm kentte zuhura geliyor belki de. Zaptedilemez bir taşkınlık. Kan gövdeyi götürüyor. Ve günler sonra aniden sakinleşiyor kent. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Kaldığı yerden devam ediyor hayat getirdikleri ve götürdükleriyle. Parkta yere uzanmış herşeye rağmen hayatın gücünü kutlarken cılız da olsa bir umut ışığı beliriveriyor gözlerinin önünde.