
Günahsız, sevimli mi sevimli bir yavru ceylan. Kim onun ölmesini isteyebilir ki? Kazayla bile olsa! Eszter de çok sevmişti yavru ceylanı. Gördüğü andan beri nefret ettiği Angela’ nın olmasına rağmen. Onu mutlu eden tek şey Angela’ nın mutsuzluğuydu. Yavru ceylanı gecenin bir yarısı yuvasından alıp onu ormana bırakmak istemesenin tek sebebi de Angela’ yı üzmekti sadece. Amacına ermedi değil ama ürken yavru ceylan ormana gitmek yerine raylara doğru koşunca olanlar oldu. Eğer ölmeseydi Angela daha az üzülecekti muhtemelen.
Eszter soylu bir aileye mensup küçük bir kız. Babası çeşitli sebeplerden para kazanamayan bir avukat. Ailesinden kalan servetin büyük bir kısmı hukuk egitimine ve yurt dışı gezilerine harcanmış, kalanı ise annesiyle evlenirken evlerini kurarlarken. Büyük bir aşkmış annesiyle babasının yaşadığı. Annesinin ailesi olan Martonlar’ ın onaylamamasına rağmen evlenmişler. Yıllar geçtikçe de maddi olanakları azala azala, uğraşa didine yaşamaya alışmışlar. Eszter de birçok şeyden yoksun bırakılmış. Babasının serveti ona kalmadan bitmiş. Annesinin ailesinin serveti babası yüzünden ondan esirgenmiş. Ne babasının yakışıklılığından, ne de annesinin güzelliğinden nasibini almış. Babasıyla annesi arasında bile kendine hak ettiği yeri edinememiş. Bunca yoksunluğa rağmen dedesinin dedesi tüm parasını okullara harcadığı için kuruculara ayrılan kontenjandan üniversite eğitimi de dahil olmak üzere eğitimini tamamlayabiliyor Eszter.
Annesinin onlarla görüşen tek akrabası olan Irma teyzesinin verdiği ayakkabılar yüzünden sağ ayağını ömrü boyunca saklamak zorunda hissediyor kendisini. Ne olursa olsun aldığı herşeyin karşılığını veriyor. Bu yüzden aksi ona çok sahte geliyor.
Babası ailenin geçimini sağlayamayınca bu iş onu taparcasına seven iki kadına düşüyor: Eszter ve annesine. Annesi mahallenin ve akrabalarının çocuklarına piyano dersi veriyor. Eszter ise arkadaşlarına ders vererek, Gizike’ nin babasına yardım ederek, Ambrus’ un domuzlarını besleyerek katkı sağlıyor. Annesi tüm gün boyunca piyano dersi verdiği için evin işlerini yapan da küçük Eszter. Hatta bir gün dibi tutan tepsiyi ovalarken kapı çalındığında alnına dökülen saçlarını dirseğiyle düzeltirken içeri giren dadısıyla birlikte Angela’dır. Deniz güneşinden yanmış sağlıklı haliyle Eszter’ in karşısında dikilirken bulaşık suyu yol yapıp ona doğru almakta iken Angela ne yapacağını bilememektedir. İşte Angela’ yı ilk gördüğü o andan itibaren, uyurken, uyanıkken ve hatta ölümünden sonra bile daima nefret edecektir.
Eszter Angela’ dan ne kadar nefret ediyorsa Angela da Eszter’e o kadar bağlıydı. Eszter’den başka herkes Angela’yı severdi. Her zaman bir koruyucusu, elinden tutanı, seveni, kolay yol göstereni mutlaka vardı. Yargıç babası, annesi, dadısı, abisi onun mutluluğu için ellerinden geleni yaparlardı. Okul müsameresinde başrol hep Angela’ ya verilir; ama oyun Eszter için izlenirdi. Abisi Emil tutuklanınca babası yargıçlığı bırakmak zorunda kaldı. Artık kasabada yaşayamayacaklarından orayı terk ettiler.
Yıllar geçiyor ve Eszter çok ünlü bir tiyatrocu oluyor. Yeteneğini tüm dünyanın görmesi gerektiğine inanan bir sevgilisi var. Ona, babasının annesine baktığı gibi bakan bir adam. Eszter kendi nefretiyle o kadar meşgul ki bunu çok sonra fark edebiliyor. Neyse ki çok yetenekli; bir balığı, sahibine masum gözlerle bakan bir köpeği, herşeyi taklit edebilir. Yaşlı bir kadın, bir çocuk, hatta bir adam bile olabilir. Babasına hastalığından dolayı iyi bakmak zorunda olduklarında parasızlıktan yağı azaltılmış krema aldıkları zamanlardan bir Noel akşamında sevgilisi için Melek olduğu, kremadan bir bulutun üstünde süzüldügü zamana değin çok şey değişti Angela’ ya olan nefreti dışında. Oysa ki Angela’ nın hayatı boyunca iyilik severliği ve artık elden gidene güzelliği dışında hiçbir şeyi kalmayacak. Eline geçen bütün para parmaklarının arasından akıp gidecek, çok geçmeden fakirleşecek, ölüp toprak olacak, kendisiyle ilgili bütün hatıralar yok olacak, bir süre sonra adı bile hafızalardan silinecek ve geriye sadece bir hiç kalacak. Eszter’ in ise adı tiyatro tarihine geçecek, hayatını filme çekecekler, heykelini diktiklerinde oradan sazlıkları seyredecek.
İlmek ilmek örülen değil, ilmek ilmek çözülen bir roman. Kendini birden açıp okuyucusuna teslim etmiyor Yavru Ceylan. Biraz oradan, biraz buradan. İmalardan anlayamıyorsanız açıkça söylendiğinde şaşırıyorsunuz. Herşey iyi, güzel hoş ama Eszter’ in haklı nefretini sebepsizce yönelttiği şey Angela olmasaydı belki Eszter de kendi yavru ceylanının acısını yaşamayacaktı diye düşünmeden edemiyor insan.