DEMIAN

    Büyümek kim için zor değildir ki! Hele ki zihinden önce gelişen bir beden daha da zorlaştırır işi. Korunaklı çocuk dünyasında daha fazla kalamayacağını anlar büyümekte olan. İşin tuhafı ne adım atmak zorunda olduğu diğer dünyaya aittir ne de çocuktur artık. Daha fazla yadsıyamaz kendindeki değişimleri. Kaçınılmaz olandan kaçmaya çalışmak işe yaramayacaktır.

Emil Sinclair de aynı durumdadır. Ufak tefek gelen değişimleri fark etmeye başladığı zamanlarda gireriz onun dünyasına; tam da ikiliği keşfederken. Anne ve babasının oluşturduğu, ablalarının da dahil olduğu dünya mutlu, huzurlu ve güvenli bir dünyadır. Diğer dünya ise değişken, korkutucu, güvensiz ve bilinmezlerle dolu ama bir o kadar da cezbedicidir. Ait olduğu dünya aydınlık ve iyi, diğeri ise karanlık ve kötüdür. Yine de onun ayartılarına karşı koyamadığını hissetmektedir.

Dış dünyanın kapısı hafif aralanmışken paldır küldür o kapıdan içeri, karanlığa yuvarlanmasına neden olan bir olay gerçekleşir. On yaşlarındadır. Mahalleden iki küçük çocukla sokaklarda dolaşırken onlardan üç yaş büyük hoyrat bir çocuk olan Franz Kromer aralarına karışır ve küçük grubun liderliğini ele geçirir. Diğer iki çocuk hemen Kromer’ den taraf olmuşlardır bile. Kendisinin tuhaf göründüğünü düşünür Sinclair; dışlanmıştır. Kromer’ in dikkatini çekmek için hemen bir hikaye uydurur. Zaten düş dünyası zengin olan Sinclair için bu hiç zor olmamıştır. Birkaç arkadaşıyla birlikte bahçeden elma çaldıklarını ballandıra ballandıra anlatır. Kromer inanmaz buna. Israrla birkaç kez sorar. Ardındaki gizli kötü niyeti anlamayan Sinclair de gözden düşmemek için ısrarla kabul eder ve kabus dolu günler böylece başlar. Kromer onu elma bahçesinin sahibine götürmekle tehdit eder. Karşılığında iki mark alacaktır. Bunu yapmamasının tek yolu vardır; o da iki markı Sinclair’ in vermesidir. Babasından isteyebilir, olmazsa evden aşırabilir. Kromer, Sinclair ile evine kadar gelerek ve bahçede onu tehdit ederek büyük bir korku salmıştır içine. Evin güçlü ve sağlam duvarları üstüne yıkılmakta, orada bile kendini güvende hissetmemektedir.

Korku ona istemediği şeyler yaptırır. İlk olarak kumbarasındaki parayı gizlice alır. Kromer’ in elinde bir koz vardır ve sürekli istemeye devam eder, Sinclair de evden sürekli birşeyler aşırmaya. En sonunda ablasını da yanında getirmesini istediği gün çaresizliğin doruklarındayken onların okulunda herkesten farklı bir çocuk olan Demian fark eder Sinclair’ in korkusunu ve onu kötü kalpli Kromer’ in pençesinden kurtarır. Tüm dostlukları boyunca ne bu olayı ne de Kromer’ in adını anarlar. Sadece tek bir kez geçer adı Kromer’ in; o da Demian’ ın Sinclair’ e olan son sözlerinde.

Kromer’ in Sinclair’ i avucunun içine aldığı günlerde Sinclair pişmanlıklar ve vicdan azabıyla doludur. Artık aydınlık dünyaya ait olmadığını git gide karanlık dünyaya daha fazla saplanıp kalacağını düşünmektedir. O kadar ki hasta olur. Annesinin şefkatine ve çok istemesine rağmen onlara gerçeği anlatamaz. Ailesi bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır; ama laf da söyleyemez, sadece sabırla oğullarının düzelmesini beklerler. Demian’ ın gelişiyle birlikte ailesine itiraf eder. Karanlık dünyaya açılan kapıyı kapatarak huzurlu ve güvenli dünyasına geri dönmüştür. Demian bile onun aydınlık dünyasına ait değildir. O yüzden Demian’ ı görmezden gelir bir süre; ta ki birlikte konfirmasyon dersi alacakları güne değin. Bu dersler sırasında Demian, Sinclair’ e aydınlık dünya kadar karanlık dünyanın da var olduğunu ve bunun yadsınamayacağını gösterir. Tanrı kadar şeytan da vardır. İyi olanı kabul edip kötü olanı reddederek yaşamak yarım bir dünyada yaşamak gibidir.  Demian’ ın etkisinde o kadar çok kalır ki konfirmasyon töreninde neredeyse onun temsil ettiği bir dine kabul edilecekmiş gibi hisseder.

Sonrasında babası Sinclair’ i liseye şehir dışına yollar ve Demian’ la aralarına mesafeler girer. Yolları ayrılmıştır, farklı yerlerdedirler; ama Demian kapıyı aralamış, Sinclair’ in önünde uzanan farklı yollar olduğunu göstermiştir. Sinclair anlamıştır artık bu dünyadaki görevini: kendini bulmak, kendine varmak. Acılı ve sancılı bir yolculuk olacaktır bu.

Rehbersiz kalıp yolunu kaybettiği yetmezmiş gibi büyüyen bedeninde yeni dürtülerin varlığını keşfetmekte, bir taraftan bunun üstesinden gelmeye çalışmaktadır. Bir kez daha karanlığa yuvarlanır. Meyhanelerden çıkmaz. Okuldaki herkes ona azılı bir serseri gözüyle bakar. Dersleri kötüye gitmektedir. Okuldan atılmasına ramak kalmış, ailesiyle özellikle de babasıyla arası iyice bozulmuştur. Derken zifiri karanlığın içinde ansızın bir ışık belirir. Genç kıza, onu hiç tanımamasına rağmen Beatrice adını verir. Derinden etkilenmiştir. Artık büyüdüğü için her başı sıkıştığında annesinin yanına kaçıp gidemeyecektir. Bunu kendine yediremez. Aydınlık dünyasını kendi inşa etmek zorundadır. Bu inşanın temeli ise Beatrice olacaktır. Kaçıp kurtulmaya çalıştığı cinsellik denen şey, Beatrice’ in imgesiyle kurduğu sunakta cismaniliğini yitirecek ve bir tapınmaya dönüşecektir.

Dante’ nin çocukluk aşkıdır Beatrice. Sinclair her ne kadar Dante’ nin kitabını okumamışsa da bir İngiliz ressamın röprodüksiyonundan aşinadir Beatrice’ e. Bu tablonun kendi Beatrice’ ine benzemiyor oluşu onu resim yapmaya iter. Bitirdiği resme özel bir anlam yükler: “Benim yaşamımı oluşturan şeydi bu. Benim kendi içim, kendi yazgım ya da kendi şeytanımdı.” der. ” Benim yazgımdaki ses, yazgımdaki ritmdi. ” Parkta yürüyüş yaparken karşılaştığı genç kız, kendi içine bakmasını sağlamış, yazgısını sezdirmiş ve mevcudiyeti yerine imgesi daha önemli hale gelmiştir Sinclair için.

Sinclair düşlerine sonuna kadar saplanmışken tesadüfen, aslında tesadüfen değil de ihtiyacı olduğundan kendine sığınabileceği bir barınak bulur. Pistorius’ la tanışması böylece gerçekleşir. Pistorius’ un çaldığı müzikte ruhun dışavurumunu hisseder. Bir rahibin oğludur ve kendisi de rahip olacakken okulu yarım bırakmıştır. Pistorius’ la dostlukları ilerler. Demian’ ın yarım bıraktığını o devam ettirir; sözleri Sinclair’ in içinde bulunduğu yumurtayı kırarak oradan çıkmasına yardımcı olmaktadır. Düşüncelerinden korkmaması, onları olduğu gibi sevgiyle kabul etmesi gerektiğini söyler kötü hatta iğrenç olsalar bile. Birini öldürmek istese öldürmek istediğinin kendisi olduğunu, içinde olmayan hiçbir şeyin insanı kızdıramayacağından bahseder: ” Dışımızda gördüğümüz şeyler içimizdekilerin aynısıdır. İçimizdekinin dışında başka bir gerçek yoktur. İnsanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmesinin nedeni kendileri dışındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır.” Vakti geldiğinde Pistorius da Sinclair’ in hayatından çıkacaktır. Kılavuzsuz kalan Sinclair zifiri karanlıkta kaldığını ve adım atacak hali olmadığını düşünerek yüreğinin en derinlerinden içten bir yardım ister.

Demian’ a olan özlemi nükseder arada bir. Bu süre boyunca tek bir kez karşılaşmışlardır; ancak kendini beğenmişliği ve utancı yüzünden pek önemsememiştir bu karşılaşmayı. Demian’ ın ona meyhanede söylediği sözleri anımsar Sinclair: “İçimizde herşeyi bilen, herşeyi isteyen, herşeyi bizim kendimizden daha iyi yapan birinin bulunduğunu bilmek ne iyi!” O gece Demian’ ı görür düşünde. Sadece Demian’ ı görmekle kalmaz, ilk karşılaşmalarında bahsi geçen evlerinin kapısının üstündeki kuş armasını da görür. Uyandığında armayı çizmeye başlar. Çizdiği resimde atmaca başıyla donattığı kuş sanki yer küreden sıyrılıp çıkmak için savaş veriyordur. Bu resmi Demian’ ın bildiği eski adresine gönderir Sinclair. Resmi alan Demian’ ın cevabı gizemli bir şekilde Sinclair’ e ulaşır: “Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. Yumurta dünyadır. Doğmak isteyen bir dünyayı yok etmek zorundadır. Kuş Tanrı’ ya doğru uçuyor. Tanrı’ nın adı Abraxas’ tır. ” Abraxas hem Tanrısallığı hem şeytansallığı kendinde barındıran bir Tanrıdır. Sadece aydınlık değil, karanlıktır aynı zamanda. İki dünya birdendir. Tüm zıtlıklarıyla beraber sevgiyi yaşamanın yazgısı olduğunu anlar Sinclair. Yazgısını yaşamaya özlem duymakla beraber ondan korksa da yazgısı başının üstünde dolanıp durmaktadır.

Lise bitmiştir. Babası, üniversiteye başlamadan güzel bir tatil yapmasının iyi olacağını söyler. Babasının dediği gibi de yapar Sinclair. Hatta bir ara Demian’ ın annesiyle kaldığı eve bile uğrar. Evin sahibi ona Demian’ ın annesinin fotoğrafını gösterir. Sinclair onu hatırlamıyordur bile ama o düşündeki kadındır; güzel ve ayartıcı,  güzel ve yanına yaklaşılmaz, şeytan ve anne, yazgı ve sevgili. Bu olayın üstünden çok geçmeden tatile çıkar Sinclair, öyle böyle bir tatil değil! Her gittiği yerde bu kadını arar. Karmakarışık bir düşte gibidir. Yazgısı onu önüne katmış götürmektedir. İsteklerine pek yakında kavuşacağını hisseder.

Dönünce yazıldığı üniversite onu hayal kırıklığına uğratır. Ama herşeye rağmen özgürdür. Kentte sessiz ve güzel bir evde kalmaktadır. Bir akşam kentte ağır ağır dolaşırken yanından geçen iki adamın konuşmalarına kulak kabartır ve peşlerine takılır. Anlar ki peşine düştüklerinden biri Demian’ dır. Tek kalınca ona seslenir. Demian da onları takip edenin Sinclair olduğunu alnındaki nişandan anlamıştır; onların yollarını kesiştiren ve her ikisinde de mevcut olan Kabil’ in nişanından. Derin bir sohbete koyulurlar. Demian, bu dünyanın şimdiki durumuyla yok olmayı istediğini ve isteğine kavuşacağını söyler. Onlardan geride kalacak şeyin ya da hayatta kalacakların etrafında geleceğin istemi toplanacaktır.

Sinclair Demian’ ı evine bıraktıktan sonra kafasında epey düşünce ile bir hayli uzak olan evine döner. Yatağına girdiğinde tüm düşüncelerden sıyrılır. Ne önemi vardır ki tüm bunların! Ertesi gün Demian’ ın annesi ile tanışacaktır. Yazgısı yeni bir kılıkta karşısına çıkacaktır. Bilemiyorum hiç böyle hissetmiş misinizdir ama bazı zamanlarda herşey kendi sıradanlığında akıp giderken bir farklılık sezilir insanın içini kıpırdatan… Sanırım bundan daha güzel anlatılamazdı: “İlk kez dış dünya, iç dünyamla tam bir çakışma gösteriyordu; dolayısıyla ruhun bayram edeceği gündü bu, dolayısıyla hayat yaşamaya değerdi. Sokakta hiçbir ev, hiçbir vitrin, hiçbir yüz beni rahatsız etmiyordu; herşey olması gerektiği gibiydi ama yine de her gün karşılaşılıp alışılmış olanın anlamsız yüzünü taşımıyordu, tersine bekleyiş içinde bir doğaydı, yazgının eline saygıyla bırakmaya hazırdı kendini……; özgürlüğüne kavuşmuş ve çocuk mutluluğundan el çekmiş bir kimse de dünyayı ışıl ışıl bir parıltı içinde görebilir ve çocuk gözüyle dünyaya bakıştaki o içten ürpertiyi duyabilirdi.”

Demian’ ın evine gittiğinde holde duvarda çizdiği resmi görür; dünyanın kabuğunu kırıp çıkmaya çalışan atmacasını. Resmi uzun uzun incelerken Demian’ ın annesini fark eder ve sıcak bir karşılaşma yaşanır. Bu ilk karşılaşmadan sonra Sinclair sık sık Demianlar’ ın evine gider ve kendilerinde nişanı taşıyan kimselerin gizlerine yavaş yavaş ortak edilir. Diğerleri için insanlık gelişimini tamamlamış ve korunması gereken bir şeyken, onlar için uzak bir gelecektir. Bu geleceğe ulaşmak için yola koyulmuş olmalarına rağmen hiç biri geleceğin nasıl bir görünüm taşıdığını bilmemektedir. Onlar, yazgının çağırdığı yere koşarak olup bitene evet diyecek olan sayılı kişilerdir. Alınlarındaki nişan, bu yükümlülüğün nişanıdır. Bu sohbetlere Demian’ ın annesi Bayan Eva da dinleyici olarak katılmaktadır.  Sinclair ile aralarında güzel bir dostluk oluşmuştur. Sinclair ona düşlerinden bahsetmektedir. Kimi zaman Sinclair Bayan Eva’ nın dostluğundan daha fazlasını arzular. Bayan Eva bunu hisseder ve bir gün Sinclair’ i kendisini inanmadığı isteklerin peşinden koşmaması konusunda uyarır. İsteklerden el çekebilmeli ya da gereği gibi doğru dürüst istemesini öğrenmelidir.

Günler Bayan Eva’ nın gölgesinde tatlı düşler içinde geçerken bir gün tuhaf bir şey olur. Sinclair yine her zamanki gibi Demianlar’ dadır. Açık duran kapıdan Demian’ ın odasına girer. Demian pencerenin önünde oturmaktadır tamamen dış dünyadan soyutlanmış halde kendi içinde en derine çekilmiştir bir ölü gibi. Yıllar önce onu bir kez daha bu halde gördüğünü hatırlar. Odadan çıkar ve Bayan Eva ile karşılaşır. O da son derece yorgun görünmektedir. O sırada pencereden bir gölgenin içeri süzülmesiyle göz kamaştıran aydınlık kaybolur. Bayan Eva Sinclair’ den gitmesini ister. Döndüğünde herşey eskisi gibidir. Demian değişimin başlamakta olduğunu söyler. Sinclair, Bayan Eva ile geçen güzel günlerin sonuna doğru yaklaştığını hisseder. Büyük bir acı duyar bundan. Tüm benliğiyle Bayan Eva’ yı düşler, onu çağırır. Lakin gelen Demian’ dır. Annesinin kendisini gönderdiğini söyler. Savaş başlamıştır. O da bir asker olarak savaşa katılacaktır. Vedalaşırlar.

Ağır ağır olgunlaşmasına şahit olduğumuz meyvenin birden dalından kopup yere düşmesi gibi roman da bundan sonra hızlı bir şekilde sonlanıyor. Sinclair savaşta ağır yaralanır. Onu bulurlar. Uykuyla uyanıklık arasında bir şeylere doğru çekildiğini hisseder. Sürekli hareket halindedir. En sonunda vardığını hisseder çekildiği yere. O gece yanındaki yatakta Demian’ ı görür. Bir daha bu şekilde yanına gelemeyeceğini, ihtiyaç duyduğunda kendi içine bakmasını, onu orada bulacağını söyler. Annesinin Sinclair’ e gönderdiği öpücüğü verir. Uyandığında Demian yanında değildir. O günden sonra ne zaman kendi içindeki aynanın karanlık yüzeyine eğilip baksa gördüğü Demian’ ın yüzü olur.

Yorum bırakın