NAOMİ

Çin yazı karakterlerinden üçüyle yazılan Naomi… Eşiyle tanıştığında eşi yirmi sekiz, kendisi ise on beş yaşında. Romanın daha ilk paragrafındaki cümleler, ileride anlatılacak olanlar hakkında fazlasıyla ipucu veriyor aslına bakılırsa: “Japonya kozmopolit bir hale geldikçe Japonlarla yabancılar karşılıklı bir ilgiyle birbirlerine karışıp harmanlanıyor, ortaya türlü türlü doktrinler çıkıyor ve hem erkekler hem de kadınlar Batı’nın moda akımlarını benimsiyor. Kuşkusuz, içinde bulunduğumuz zamanı dikkate alarak konuşacak olursak aramızdaki evlilik daha önce duyulmamış ve görülmemiş bir şey olsa da, bundan böyle her yerde kendini göstermeye başlayacak.”

Naomi’ nin eşi olan Kawai Bey’i ya da Joji’yi etkileyen Naomi isminin ta kendisi. Latin harfleriyle yazılacak olsa Batılı bir isim olabileceğini düşündüğü bu isme öyle özel bir ilgi gösteriyor ki ismin sahibi de büyülü bir şekilde Batılı görünüm kazanmaya başlıyor gözünde.

Yalnız yaşayan ve evlilikle ilgili formalitelerden kaçınan Kawai Bey, birkaç görüşme sonucunda ömür boyu yaşayacağı insanı seçmenin aptalca olduğunu düşündüğünden en iyisinin Naomi gibi bir kızı eve getirip büyütmek ve sonuçtan memnun kalınırsa evlenmek olacağı gibi çılgınca bir fikre kapılıyor. İlerleyen bölümlerde de Kawai Bey’ in bu fikrini adım adım hayata geçirmesine tanıklık ediyoruz. Naomi’nin bakımını üstlenmesi ve okul masraflarını karşılaması üzerine Naomi de Kawai Bey’in evinin hizmetini üstlenecektir. Bu nedenle ikisinin ama daha çok Naomi’nin beğendiği evi tutup oraya yerleşirler. Kawai Bey onun oyun arkadaşı, kimi zaman “Babacık” diye seslendiği babasıdır. Naomi’nin günbegün büyümesiyle de ilişkileri Kawai Bey’in en başında hayal ettiği şekle bürünür yavaş yavaş.

Hiç bir zaman sahip olamayacağını düşündüğü Batılı bir eşe özlemi o kadar büyüktür ki, Naomi’nin batılı bir eş gibi gözükmesi için elinden geleni yapar bir taraftan da Kawai Bey. Artık neredeyse tüm gelirini Naomi’nin kıyafetlerine ,ki bunu büyük bir keyifle yapmaktadır, yemek yapmadığından dışarıda yenen ya da eve söylenen yemeklere harcamaktadır. Bir de üstüne ikisinin birlikte katıldığı ve Rus bir kontesten alınan dans dersleri de eklenmiştir. Bir ara Naomi’nin sandığı kadar akıllı olmadığını anladığı için fena halde çuvallamış ama bunun da üstesinden gelerek kısa zamanda yaşadığı hayal kırıklığını atlatmıştır Kawai Bey. Bir Japon kadınının hiçbir zaman sahip olmadığı özgüven yüzünden asla Batılı bir kadın kadar çekici olmayacağını bildiğinden kendini değersizleştirmek pahasına da olsa Naomi’nin özgüvenini yerine getirmek için elinden gelen herşeyi yapar ve bu kendi elleriyle âşık olduğu kadından bir canavar yaratmasına sebep olur.

İşler değişmeye başladığında Kawai Bey’in anlattığı bir öykü var: “Antonius, Nil Nehri’nde gerçekleşen bir savaşta Augustus’un kuvvetleriyle karşı karşıya gelir. Kleopatra Antonius’la beraberdir savaşta, ama işlerin kendi aleyhine döndüğünü görür görmez gemisinin rotasını değiştirip kaçar, kalpsiz kraliçenin kendisini terk etmekte olduğunu gören Antonius ise çok kritik bir anda savaştan çekilerek Kleopatra’nın peşine düşer. Tarih hocası da çocuklar der, bu Antonius denen adam bir kadının peşinden gitti ve hayatını kaybetti. Tarihin en büyük aptalı, tüm çağların gerçek bir kahkaha vesilesidir o. Gözü pek bir kahramanın sonu böyle olacakmış demek…”

Kawai Bey de tüm sınıfla birlikte katıla katıla güler bu söylenenlere; ancak içinde bulunduğu bu durumda Antonius’a gülmek şöyle dursun onunla aynı duygudaşlığı paylaştığını fark eder. Şöyle der zaten: “Bir Romalı kahramanın neden kendisini aptal yerine koydurduğunu, büyüleyici bir cazibenin oyunlarına neden bu denli teslimiyetçi bir şekilde boyun eğdiğini şimdi anlayabiyorum.” Romanın sonuna gelindiğinde Kawai Bey’in Naomi’nin elindeki bir sapandan gerilip gerilip fırlatılan bir taş gibi, düşe düşe Naomi’nin ayaklarının dibine düşmesine şaşırıp kalıyor insan ve sormadan edemiyor kendine “Neden?”

Yorum bırakın