RÛYA GEMİ

Aylar öncesinden planladığı gemi yolculuğu gelip çatmıştı. Ne zamandır tatile çıkmadığını hatırlamıyordu. Artık işlerini rayına oturtmuştu. Gönül rahatlığıyla gidebilirdi. Şoförü öncesinde Doruk Bey ve konuklarına ait olan valizleri bırakmış ,elli valiz, şimdi de ilk yanaşacakları limana kadar idare etmelerini sağlayacak gıda maddelerini Doruk Bey’in özel aşçısı ile birlikte gemiye bırakmaya gidiyorlardı. En son olarak da , üç saat sonra kalkacak olan gemiye maiyeti ile birlikte Doruk Bey ve konuklarını bırakacaktı. Oldukça kalabalık bir gruptular. Doruk Bey’in annesi ve babası, iki ablası ile eşleri ve yeğenleri, teyzesi ile eniştesi, en yakın arkadaşı ve kocası, iş ortağı ve sevgilisi, son olarak da ona bu seyahatinde eşlik edecek hanım arkadaşı. Her uzun seyahatinde yanından ayırmadığı baş aşçısı, asistanı, özel doktoru, yardımcısı, kalabalık oldukları için bu seferlik hizmetçisi ve masözü bu seyahatinde de ona eşlik edeceklerdi. Geminin sadece üç adet bulunan kral suitlerinden birini tutmuştu. Gecelik fiyatı neredeyse üst düzey bir yöneticinin yıllık ücreti kadardı. Kral suitinde onaltı yatak odası, ondört banyo, bir salon, bir yemek odası, bir mutfak, bir spa salonu, bir sinema odası, bir küçük oda, küçük bir spor salonu bulunmaktaydı. Kalacakları suit yedi katlıydı. En üst ve alt kattaki iki odayı kendine ayırmıştı. Diğer odalara da, çalışanları ve konukları için en uygun bulduğu şekilde, yanındakileri yerleştirmişti. Doruk Bey en üstte, güverteye açılan ve hususi bir havuzu bulunan odayı hanım arkadaşı ile kendisine, geminin su altında kalan ve kavisli olan duvarı boydan boya cam olan akvaryum odasını ise sadece kendisine ayırmıştı. Oda yarım daireye yakın bir şekildeydi. Cam duvarın karşısında büyük bir su yatağı bulunmaktaydı. Akvaryum odasında sadece yatak vardı. Odada bulunan bir kapıdan odanın diğer bölümlerine geçiliyordu. Orada da Doruk Bey’in gereksinim duyduğu herşey vardı. Son derece lüks, jakuzili bir banyo, sauna, pek de küçük olmayan bir oturma odası ve giyinme odası. Odaya giriş şifreli olup ondan başkasının girmesi imkansızdı. Doruk Bey’ in mahremiyetini en üst seviyede tuttuğunu bilen dost ve akrabaları da onun tuhaf buldukları bazı huylarına çoktan alışmış olduklarından, isteklerini saygıyla karşılarlardı.

Gemiye biner binmez Doruk Bey hemen yerleşmeyi tercih etmişti. Konukları ise yerleşme işini sona bırakıp rüya geminin keyfini sürmek için bir an olsun beklemeye tahammül gösterememiş her biri kendince en cazip buldukları şeyi yapmaya koyulmuşlardı. İşi bitince Doruk Bey de onlara katılmış, yüzlerinde hâlâ eksilmemiş olan hayret ve hayranlığı büyük bir keyifle izlemişti. Bir süre konukları ile vakit geçirdikten sonra akşam yemeği saatinde yemek odasında tüm misafirlerini eksiksiz olarak görmek istediğini, hazırladığı mükemmel menüde ona eşlik etmelerinin kendisi için çok önemli olduğunu söylerek hanım arkadaşı ile birlikte onların yanından ayrılmıştı. Artık vakit güvertedeki odada güneşin, havuzun ve deniz havasının tadını çıkarma vaktiydi.

Rüya gemide vakit de çok çabuk geçiyordu. Akşam vakti gelip çatmış, muhteşem menüden oluşan akşam yemeği yenmiş, kumar meraklıları soluğu kumarhanede almış, gençler gece kulübünü tercih etmiş, geri kalanlar da birkaç duble birşeyler içmek için bara gitmişlerdi. Son derece şık birer kıyafet giymiş olan Doruk Bey ve hanım arkadaşı da bir müddet kumarhanede vakit geçirdikten sonra bara inmişlerdi. Dünyaca ünlü şovmenin kesinlikle kaçırılmaması gereken gösterisi olacaktı rüya gemideki ilk günün şerefine. Onlar da sahnenin hemen önündeki Doruk Bey için ayrılmış bulunan masaya geçtiler. Şov başlamıştı ve son derece de keyifliydi. Doruk Bey’in bakışları yandaki masalardan birinde oturan tuhaf üçlüye takıldı. Film yıldızı kadar yakışıklı bir adam, güzellikte onunla yarışacak eşi ve bu ikilinin oluşturduğu tablodaki tüm güzelliği mahveden bir kadın. Adam ve eşi çok mutlu gözüküyorlardı; birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar, muhabbet edip şakalaşıyorlardı. Diğer kadını da mutluluklarına dahil etmeye çalışıyorlardı; lakin kadın çok keyifsiz ve memnuniyetsiz gözüküyordu. Gece boyunca birkaç kez adamı kadınla göz göze gelirken yakalamıştı. Kadının öfkeli bakışlarına adam mahcubiyet dolu bakışlarla karşılık veriyordu. Neyse ki gecenin sonunu beklemeden kalktılar da Doruk Bey tam anlamıyla sahneye konsantre oldu. Gösteri bittikten sonra kulübe geçip yeğenlerine katıldı. Vakit artık iyice geç olmuştu. Odalarına çıkmaya karar verdiler ve asansörde teyzesi ve eniştesi ile karşılaştılar. Teyzesi, asansörü dairelerinin bulunduğu katta durdurdu ve kahve içmeden onları uykuya göndermeyeceği konusunda ısrar etti. Mecburen kabul ettiler ve koridorda o tuhaf üçlü ile karşılaştılar. Onlar da bu katta kalıyor olmalıydılar.

” Ne kadar da garip görünüyorlar.” diye söylendi arkalarından bakarken.

“O çirkin kadının Yunan Tanrısı ile Tanrıçasının yanında ne işi olduğunu düşünüyorsun değil mi?”

Başıyla onayladı Doruk Bey. Gecenin geri kalanında onlar konuşuldu zaten. Teyzesi inanılmaz bir kadındı. İlk günden kattaki komşularının şeceresini çıkarmıştı. Adam İtalyan bir yazardı. Yayınlanmış altı kitabı vardı. Daha çok ucuz aşk romanlarıydı. Karısı ise çok zengin bir kadındı. Bu yüzden adam yazarlıkta ısrar ediyordu. Diğer kadın ise kadının ablasıydı. Kardeşiyle aynı boyda olmasına rağmen iri vücuduyla ondan çok daha uzun gözüküyordu. Çenesinin altında sarkık bir gıdısı vardı. Kardeşinin pürüzsüz tenine karşı, ablası çok çilliydi. Doruk Bey kadının ablası olduğunu duyunca çok şaşırmıştı. Çünkü daha çok adamın ablası gibiydi. Kadına karşı soğuk ve mesafeli iken adama daha yakın ve ona karşı doğaldı. Bu yüzden Doruk Bey de erkek kardeşini kıskanan ve eşiyle paylaşamayan bir abla olduğunu düşünmüş, fena halde yanılmıştı.

Daha sonraki günlerde ne zaman karşılaşsalar aralarındaki tuhaf ilişki hep dikkatini cezbetmişti. Bir akşam yalnız kalıp akvaryumun tadını çıkarmak istemiş, güvertedeki odasından hanım arkadaşının tüm memnuniyetsizliğine rağmen her zamankinden daha erken bir saatte ayrılmıştı. Odasına inmiş, kendine yıllanmış bir şarap açmış denizin altını seyretmektedi. Fonda sakin bir müzik çalıyordu. Bu efsunlu ortamda hülyalara dalmışken zaman sanki durmuş gibiydi. Şişenin dibini görmüş, fazlasıyla da ağırlaşmıştı. Üstünü bile değişmeden kendini yatağa attı. Uykuya dalalı birkaç saat olmuştu ki sanki onu bir şey dürtmüş gibi uyandı, yatakta doğruldu. Bilinci tam açık değildi. Camın dışında bir adam ve kadın gördü. Adam, kadını boğmaya çalışıyor, kadın ise umutsuzca debelenip duruyordu. Daha fazla direnemedi, ağzı açıldı ve denizin derinliklerine doğru süzüldü. Adam ise suyun yüzeyine doğru gitti. Rüyadaymışçasına izledi ve tekrar uykuya daldı. Sabah uyandığında huzursuzdu. Gece onu rahatsız eden birşey olmuştu. Gerçek gibiydi belki de kabustu. Ne olduğunu hatırlamıyordu; ama gönlünü karartan birşey olmuştu. Hemen yukarı çıktı diğerlerinin yanına, kahvaltıya başlamak için onu bekliyorlardı; fakat hiç yemek yiyecek halde değildi. Şaraptan olabilirdi, hafif bir baş ağrısı da vardı. Sert bir filtre kahve istedi. Diğerleri kahvaltı ederken o kahvesini yudumluyor, dün gece olağan dışı herhangi birşey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Herşey normal gözüküyordu. Bir saat sonra limana yanaşacaklardı. Gemi bir gece boyunca orada kalacaktı. Geminin sakinleri bu bir gün bir geceyi diledikleri gibi geçirebilirlerdi. Onlar da çıkmak için hazırlandılar. Ne tuhaftır ki İtalyan yazarla yine karşılaştılar. Bu defa yanında baldızı vardı. O zaman hatırladı onu rahatsız eden şeyi. Kafasında çakan şimşek bir sahneyi aydınlatmıştı. Kadının tek bir noktaya sabitlenmiş bakışları ve dibe inerken suda dalgalanan saçları. İtalyan, karısını öldürmüştü. Gecenin bir yarısı onu karanlık suların derinliklerine terk etmişti. Ablasına ne demişti ki? Kadın normal gözüküyordu. Hiç yapmayacağı şeyi yaptı Doruk Bey. İtalyan’a doğru yaklaştı ve ” Her zamankinin aksine iki kişisiniz. Güzel eşiniz nerede?” diye sordu. İtalyan hiç istifini bozmadı bu soru karşısında. Bir reklam yıldızı edasıyla bembeyaz parıldayan dişlerini gösterdi önce. Sonra da eşinin istirahat ettiğini, hava değişimi yüzünden üşütmüş olabileceğini söyledi. ” Gece yarısı yüzmek iyi gelmedi demek.” demesiyle beraber buz gibi bir rüzgar esti. İtalyan şaşırarak “Anlamadım.” diyerek yanıt verdi Doruk Bey’e. “Anlarsınız.” dedi ve hızlı adımlarla yanlarından uzaklaştı. Onu bekleyen ailesine acil bir işi çıktığını, işi bitince onları bulacağını söyledi. Odasına gitti. Gece gördüklerini hatırlamaya çalıştı anbean. Ne yapacağına karar vermeliydi. Yanılıyor olamazdı. Zaten kadın görünürlerde yoktu. Otel yönetimine giderek olanları anlattı. Bir insanı cinayetle itham ediyordu. Bu beyan Doruk Bey’ den gelmese bu kadar ciddiye almazlardı belki ama şimdi ortalığı velveleye vermeden birşeyler yapmaları gerekiyordu. Konaklama müdürü, bir personel ve Doruk Bey İtalyan’ ın dairesinin önündeydiler şimdi. Az ileride iki güvenlik tetikte, olanları izlemekteydi. Kapıyı çaldı konaklama müdürü. Doruk Bey kapının açılmayacağından emindi ki kapıya yaklaşan ayak seslerini duydular. Kadın açmıştı kapıyı ve bitkin gözüküyordu. Şaşkınlıktan küçük dilini yutuyordu az kalsın. Dün gece gördüğü cansız beden kanlı canlı karşısındaydı. Onları karşısında görünce şaşırdı kadın. Güvenlikler hemen geri çekildiler. Konaklama müdürü de birşeye ihtiyacı olup olmadığını, rahatsız olduğunu duydukları için geldiklerini söyleyerek durumu toparlamaya çalıştı. Doruk Bey hem şaşkın hem de mahçuptu. Kendini aptal gibi hissediyordu. Morali bozulduğu için şehire inip ailesine katılmak içinden gelmedi. Güverteye çıkıp güneş banyosu yaptı. Akşam yemeği saatine kadar gelirlerse diye saatinden önce yemeğini yemedi. Sofrayı da hazırlamaya başlamışlardı zaten. Annesi, babası, teyzesi ile eniştesi gelmişlerdi.

“Yemeğe yetiştiniz.” dedi Doruk Bey.

” Evet.” dedi annesi. Gemi, şehirden daha eğlenceli.”

“Aslında biz geleli neredeyse iki saat oldu ama aşağısı çalkalanıyor. İtalyan’ın baldızı beş saattir kayıpmış. İtalyan ve eşi gemiden ayrılıyorlardı biz geldiğimizde.”

Çok şaşırmıştı bu habere Doruk Bey. O üçlüde bir tuhaflık olduğu kesindi; ama muhtemelen bunu sonsuza değin öğrenemeyecekti. Ailesine bugün olanlardan da bahsetmeyecekti. Ertesi gün olanlar unutuldu ve hiç birşey olmamış gibi tatillerine devam ettiler. Doruk Bey de görünüşte hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu ama olanları kendi kendine bir türlü açıklayamıyordu. Günler günleri böyle kovaladı. Rüya gemi ve gemide geçirdikleri rüya tatil uzun süre dillerinden düşmedi, özellikle İtalyan ve ailesi, ta ki azala azala hatıralar defterinin tozlu sayfaları arasındaki yerini alana kadar.

Bir pazar sabahı Doruk Bey annesi, babası ve ablalarıyla birlikte gelenekselleşen aile kahvaltısına oturmuşlardı ki ekranda tanıdık bir yüz belirdi. ” Hemen açın şu TV’ nin sesini.” diye seslendi. Haberlerde Afrika’daki Safari turunda talihsiz İtalyan yazar ve eşinin aslanlara yem olmaktan kurtulamadığını söylüyordu haberci.

“Sırlarıyla beraber gittiler.” diye mırıldandı Doruk Bey. Tam o sırada içeri giren teyzesi de “Muhteşem üçlü nihayet buluştu.” diyerek odadakileri gülümsetti. “Ama bir dakika.” dedi Doruk Bey. “Baldızın hayatta olup olmadığını bilmiyoruz ki. En son kayıptı. Belki bulunmuştur bile.” “Allah söyletti demek.” diye cevap verdi teyzesi. ” Bir tuhaftılar zaten.” Masadaki herkes teyzeye hak verdi. Olan ne ise olmuş ve onlarla birlikte de sırlara karışmıştı. O zaman daha bilmiyorlardı. Ortaya çıkacak olanın kimse önüne geçemezdi. Yıllar sonra açık denizde tanınamayacak halde bir kadın cesedi bulunmuştu. Yapılan kimlik tespiti neticesinde bulunan cesedin beş yıl önce Afrika’da Safari turunda eşiyle birlikte aslanlara yem olan kadına ait olduğu anlaşılmıştı. Cesedin ölüm zamanı ise yedi yıl öncesini gösteriyordu. Bir insan iki kez ölebilir miydi? Bu mümkün müydü? İşte o zaman anladı ki Doruk Bey, o gece bir cinayete tanıklık etmişti. Kadının hayattaki tek akrabası ikiziydi; ve uzun zamandır kimse ondan haber alamıyordu. Anlaşılan İtalyan ve baldızı kadını öldürmüş, baldız da ikizinin yerine geçmişti. Çeşitli yalanlar ve hilelerle gerçekleri manipüle etmiş, cinayete zemin hazırlamışlardı. Olaylar nasıl gelişmişti bilinmezdi ama gönlüne huzur veren şey yaptıklarının yanlarına kalmamasıydı.

Yorum bırakın