BIRAK GİTSİN

“İşe ilk başladığın hâlini hatırlıyorum. Çok değil, bundan birkaç sene evvel.”

“Beş yıl.” diyerek araya girdi hemen Nil.

“O kadar oldu mu ya? Daha az gibi sanki.” Konuşmasına ara verip Nil’e baktı. Hesaplamaya çalışıyordu. Beş yıl olmuş muydu gerçekten de? Nil başını salladı. Tam tarihini bile hatırlıyordu; 4 Nisan 2015.

Cenk, Nil ile konuşmak istemişti. Son zamanlarda pek iyi gözükmüyordu Nil. Görenler “Nesi varmış canım? Taş gibi hatun, gayet de iyi gözüküyor.” derlerdi muhtemelen. Ama Cenk onu herkesten iyi tanıyor, görünenin arkasında neler olup bittiğini tahmin edebiliyordu. Üniversiteden beri arkadaş, arkadaştan öte çok sıkı iki dosttular. Daha sonra herkes kendi yoluna gitmiş, farklı farklı yerlerde çalışmışlardı; ama kader bu ya yolları yine bu işyerinde kesişmişti, eski günlerdeki gibi.

Cenk, beş yıl zarfında Nil’de yavaş yavaş meydana gelen değişimi hiç fark etmemişti. Son toplantıdan önceki aylık değerlendirme toplantısında, patronunun eşi, aynı zamanda da şirketin müdür yardımcısı Süreyya Hanım, Nil’i fena terslemişti. Evet, Nil’ in dikkatsizliği ya da dalgınlığı şu an şirketin rahat nefes almasını sağlayacak olan iyi bir anlaşmanın tehlikeye girmesine neden olmuştu. Cemiyet hayatının tanınmış simalarından Ender Orcan, gıda sektörüne girmeye karar vermişti. Bunu da tutkunu olduğu çikolatanın üretimi ile gerçekleştirecekti. Çok iddialıydı. Ülkenin en iyi, en orijinal lezzete sahip çikolatalarını üretiyordu. Luna çikolataları bir dünya markası haline gelecekti. Bu iddiasına yakışır bir reklam kampanyası düzenlenmeliydi ki markası gümbür gümbür piyasaya giriş yapsındı. Bunun için de yıllar boyunca yaptığı işlerle adından söz ettiren fakat şu aralar mali açmazda olan şirketlerine gelmişti. Onlara güveniyordu, yalnız tek şartı vardı; vakti zamanında sansasyonel bir aşk yaşadığı ve şu aralar bir yıldız gibi parlayan manken, oyuncu, şarkıcı Suna Su, reklam kampanyasında kati surette yer almayacaktı. Bundan kolay ne vardı ki? Süreyya Hanım, toplantıda bunu üstüne basa basa söylememiş gibi Nil tam aksini yapmış, Suna Su ile görüşmüş ve Luna çikolatalarının reklam yüzü olması için onu ikna etmişti. Ortaya çıkınca kızılca kıyamet kopmuştu tâbi. Daha sonra bin bir zahmetle işler yoluna konmuş, olay tatlıya bağlanmıştı ama ne fayda? Nil bunu kasten yapmadığını; ikazı duymadığını, toplantıdan kısa süreliğine ayrılmak zorunda kaldığı zaman söylenmiş olabileceğini söylüyor, Süreyya Hanım ise bunu şiddetle reddediyordu. Nil’ in yaratıcı zihni ve parlak bir zekası olmasa kovulması işten bile değildi. Tek bir hata yüzünden görmezden gelinemeyecek kadar değerli katkıları olmuştu Nil’in. Lakin Süreyya Hanım’ ın eline büyük bir koz vermişti artık.

Süreyya Hanım’ın Nil’i kibarca yerin dibine sokup çıkardığı o toplantıdan sonra Cenk, Nil’ i suç üstü yakalamıştı, tesadüfen. Süreyya Hanım için pek kıymetli, biricik eşinin hediye ettiği ismi yazılı ve el yapımı olan kalemi aldığını görmüştü. Süreyya Hanım kalemi bulamayınca deliye dönmüş, ofisteki herkese aratmış, teker teker her birine kalemi görüp görmediklerini sormuştu. Olanları uzaktan büyük bir keyifle izliyordu Nil, kendisinin de izlendiğinin farkında olmadan. Cenk susmayı tercih etmişti. Ortama müdahale etmeden olanları sessizce izlemişti. Anlamak istemişti ne olduğunu. Söz konusu olan Nil değil de farklı biri olsa hiç durmaz Süreyya Hanım’a söylerdi; ama Nil’ e bunu yapamazdı. Onu önemsiyordu. Bu bir ay zarfında bir köşede kimseye fark ettirmeden Süreyya ve Nil arasındaki kıvılcımın için için yanarak koca bir yangına dönüştüğünü idrak edebilmişti. Müdahale edilmezse de yangında yanan sadece o ikisi olmayacaktı.

Nil! Ah Nil! Nevi şahsına münhasırdı. Tanıştıklarında ne güzel bir isim demişti Cenk. Çoğunun tepkisi böyle olurdu ve Nil’ in cevabı da hiç değişmezdi: “Kısa ve öz.” Şiir gibi, şiir gibiydi gerçekten de. Yalın ama dikkat kesilince asıl söylemediklerinden ibaret olan, son derece anlamlı. Kısacık kesilmiş saçları vardı kestane rengi. Yemyeşil gözleri ve bebek gibi bir cildi. O kadar güzelken makyaj yapmaya ihtiyaç duymaz, daha doğrusu ilgilenmezdi. Kadın olduğunu insanın gözüne gözüne sokan kadınlardan değildi. Her zaman sportifti zaten. Vücudu da tarzı da. Süreyya ile taban tabana zıt iki karakter. Aralarındaki gerilimi fark ettiğinde ilk önce Süreyya’ nın eşi Serdar Bey kaynaklı olduğunu düşünmüştü. Ama hayır, alakası bile yoktu. Nil için babacan bir patrondan başka hiçbir anlam ifade etmiyordu. Tamamen kadınca bir çekememezlikti bu, karşılıklı. Başlarda Süreyya’ nın kendisi için sadece patronun eşi olduğunu söylemişti. Süreyya için de Nil yalnızca bir çalışandı. Onun dolgun hatlı vücudu, abartılı tarzı yanında Nil’ in güzelliğinin esamesi bile okunmazdı. Böyle düşünüyordu Süreyya ve bir de patronun eşi olmak gibi ayrıcalıklı bir konumu da vardı. Zaman geçip de Nil zekası ile parlamaya başlayınca o kadar takdirini kazanmıştı ki Serdar Bey’in, Süreyya’ nın gönlüne ekilen kıskançlık tohumları kısa zamanda filizlenip kocaman olmuştu bile. İğneleyici sözler, fesat bakışlar, bu kadarla kalsa yine iyiydi; Nil’in fikirlerini kendisine aitmiş gibi lanse ettiği de olmuştu. Nil’ i sürekli küçümsüyor, değerinden şüphe etmesini sağlamak için yanına çektiği birkaç kişiyle beraber yapmadıklarını bırakmıyorlardı. Nihayet istediklerini yapmışlar, Nil’ in algısını bulandırmayı başarmışlardı. Nil kendinden şüphe eder hale gelmişti. Süreyya gözünde büyüdükçe büyümüş, kendisi de giderek küçülmüştü. Kafayı Süreyya’ ya fena takmıştı. Saçlarını uzatmış, sarıya boyatmıştı. Abartılı makyajlar yapıyor, onun gibi giyiniyor, onun gibi konuşuyordu. Cenk bunu daha yeni fark edebilmişti. İki Süreyya vardı sanki. Yakında arkadaşından geriye pek birşey kalmayacaktı böyle devam ederse. Cenk, gevşeyip Nil’in dilini çözebilmek için bira içmeye davet etmişti. Beklediği gibi de olmuştu, Nil yavaş yavaş çözülüyordu. Süreyya’dan nefret ediyordu. Kaybettiği kalemine büyük bir mana atfetmişti. Kötü şeyler olacağına inanacağını bildiği için almıştı kalemi. Tahmin ettiği gibi de olmuştu. Süreyya’nın huzursuzluğunu görebiliyor ve bundan büyük keyif alıyordu.

Bir duvar gibi dinledi onu Cenk tüm gece boyunca. Hiç renk vermedi. Ne bir acıma, ne bir küçümseme, ne bir şaşkınlık yoktu yüzünde. Sadece dinliyordu. Nil susunca iki fotoğraf çıkarıp masanın üzerine koydu Cenk. Beş yıl öncesine ait bir fotoğraf ve yeni çekilmiş diğer bir fotoğraf. Nil’ in önüne doğru itti fotoğrafları. Hiçbir şey söylemedi. Nil gülümseyerek aldı fotoğrafları eline. Uzun uzun baktı. Kimler geldi kimler geçti diye düşünürken kendini buldu fotoğrafta. Göz bebeklerinin dehşetle büyüdüğünü gördü. Döndü kaldı gülümsemesi yüzünde. “Aman Allah’ım!!!” diyerek masanın üzerine attı fotoğrafları ve ağlamaya başladı hıçkıra hıçkıra. Ne yapmıştı böyle kendine. Şu an olduğu kadın da kimdi öyle? O olmadığı kesindi. Kağıt mendil uzattı Cenk arkadaşına, gözyaşlarının dinmesini, sakinleşmesini bekledi. “Değer mi Nil?” dedi sakince. “Süreyya kim ki sana bunu yapmasına izin veriyorsun? Olmadığın biri gibi davranıyorsun, kötü biri gibi.”

“Anlamasını istedim sadece, burnu biraz sürtsün istedim. Git gide ona benzediğimi hiç fark edememişim ne yazık ki! Ne yapacağımı bile bilmiyorum.”

“Sadece bırak, bırak gitsin.” dedi Cenk. ” Zihninden, hayatından sal gitsin.”

“Söylemesi kolay, nasıl yaparım bunu?”

” İşte böyle.” dedi ve masanın üstünden neredeyse ağzına kadar dolu bira bardağını aldı, kolunu kendinden ve masadan uzaklaştırarak bıraktı bardağı elinden. Büyük bir gürültüyle yere düştü bardak. Bira etrafa saçıldı, bardak kırıldı. Bakışlarını Nil’in şaşkın suratına çevirdi. ” Düşünme, sadece bırak gitsin. Bedeli ne olursa olsun kendinden vazgeçmek kadar ağır olamaz.”

Nil’in kafasının içinde uzun zamandır dönen Süreyya plağı susmuştu. Cenk’in sesi yankılanıyordu şimdi:”Bırak gitsin!”

Yorum bırakın