Mış Mış

Belki gelecekte yaşanmayı bekleyen, belki de geçmişin derinliklerinde çoktan unutulup gitmiş zamanın birinde küçük bir diyar varmış. İsmi bile yitip gitmiş ya gelecekte ya da geçmişte… Ama yaşanacak olan ya da yaşanan Levh-i Mahfuz’a çoktan izlerini bırakmış bile.

Bu diyarın insanları bir başka imiş. Küçük olduğu için halkı da az sayıdaymış ve her biri gece başını yastığa koyduğunda düşünürmüş. Bugün haksızlık ettiklerim oldu mu? Terazim kendimden yana ağır bastı mı? Kendi karanlığımın ardından bakıp da kimleri yanlış algıladım? Benzeri sorularla kalplerini yoklarlar ve hatalarını tekrarlamamak için ellerinden geleni yapacaklarına söz vererek, ilahi olana minnetlerini sunarak uykuya dalarlarmış. Günler günleri böylece kovalamış. Nesiller değişmiş; küçükler büyümüş, olanlar olmayanlarla yer değiştirmiş. Eski alışkanlıklar ya azalmış ya da unutulmuş. Mevsimler bile değişmiş. Bahar da yaz da kış da bir olmuş. Adları baki kalmış lakin hepsi birmiş.

Bu küçük diyarın insanları da uyku öncesi seremonilerini unutayazmışlarmış. Öyle bir telaşa kaptırmışlar ki kendilerini… Nasıl kaptırmasınlarmış ki? Günler yarı yarıya kısalmış neredeyse, hiçbir şeye yetişemez olmuşlar. Bedenleri dursa zihinleri durmuyor, zihinleri dursa bedenleri durmuyormuş. Ya bir şeylerle meşgulken hasbelkader uykuya dalıyor ya da yorgunluktan bitap düşüp kalıyorlarmış. İlahi olanla konuşmaya, ilahi olana minnetlerini sunmaya bile vakitleri yokmuş artık. Görünürde adı ağızlardan hiç düşmüyormuş, ama kalplerin muhabbeti git gide azalmışmış. Ve tüm bu değişimler onlara normal geliyormuş. Aynı insanın anormalliklerinin kendine normal gelmesi gibi. Sanki hiçbir şey değişmemiş de herşey evvelden ezelden beri öyleymiş gibi. Artık eskiyi hatırlayan da pek kimse yokmuş zaten. Ama böyle devam edecek değilmiş ya. Bir gün birisi fark etmiş artık tek mevsim olduğunu. Böyle olmaması gerektiğini düşünmüş de nihayet anlamış bir şeylerin ters gittiğini. Ürpermiş, korkuya kapılmış da karar vermiş yardım istemeye ilahi olandan. İlahi olanla hasbihal ederken böyle uykuya dalıvermiş. Rüya âleminin kapıları diğerlerine kapalı, bir gören var kapının ardında. O da hatırlamazsa ne gördüğünü sırlar âlemine karışmada. Gerçi hoş, sırlar da unutmak için değil midir ki? Ama bu sefer öyle olmamış. Uyanmış gece güne kavuşmadan. Uyanmış uyanmasına ama hâlâ rüyada gibiymiş. Kalbine akmadaymış sözsüz manalar. Bedenini sıyırıp da atmış gibi bir tüy kadar hafifmiş, hafiflemiş. İşte o vakit anlamış. Cezalandırılmaktan daha da acısı hapse konduğunun bile farkına varamamakmış. Küçücük bir yere kapatılıp da bunun bilincinde olamamak, ruhun için için kanaması ama sebebini bilememekmiş. Onların da başına gelen tam da buymuş. Bir şeylerin ters gittiğinin ayrımına varamamış onlarca insan. Düzeltmek için fark etmek lazımmış, bilincinde olmak, hatayı kendinde aramak gerekmiş. İnsan kendinde olmayan neyi düzeltebilmiş ki? Boşuna dememişler sen değişirsen dünya değişirmiş.

Yorum bırakın