Mühürlenemeyen

archaeology-architecture-athens-772689

Günlerden bir gün, olacak olan herşey ardı ardına gerçekleşmek için onlarca gün içinden, nedendir bilinmez ama o günü seçmişti. O gün su damlalarının bile o yere gitmek için buluşmaya sözleştikleri gündü. O gün güneşin en güzel ışıklarını onun gün sarısı saçlarına gönderdiği gündü. O gün zamanın olağan akışı içinde yol almış gibi göründüğü ama sadece göründüğü aslında öyle olmadığı gündü. Herkesin kendini hayatın olağan akışına kaptırdığı olağan dışı bir gündü o gün. Çünkü o gün kader tanrısı yüzlerce yıl süren minik şekerlemesinden uyandı ve yanı başında uyuya kaldığı en sevdiği tanrıçanın ellerinden sular damlayan heykelinin olduğu havuza doğru eğildi. Bir aynaya bakarcasına suretini pürüzsüz gösteren suya baktı. Her ne kadar daldığı yüz yıllarca süren o kısa uykudan sonra dalgalı saçlarının rengi değişip sureti Noel babaya benzemiş olsa bile hala iyi göründüğünü düşündü kader tanrısı. Sonra havuzun tam ortasında elleri iki yanına açık tüm evreni kucaklarmışçasına gülümseyen o en sevdiği tanrıçaya baktı. Tanrıçanın ellerinden havuza damlayan sular suyun sükunetini biraz bile olsun bozmuyordu. Bir camın yüzeyi kadar kıpırtısızdı su, sakin. Kendini tamamlamış her canlının bir gün olacağı kadar sakin ve durgun. Ve kader tanrısı yaşlı bir insan için mükemmel denecek suretine baktı. Değişmeliydi sureti ve ani bir hareketle elini sonsuz denebilecek sakinlikteki suya daldırdı. Su, tanrıça heykelinin çevresinde bir anafor oluşturdu. Şimdi tanrıça girdabın ortasında köpüklerin arasından doğan Afrodit gibiydi. Suyun sükuneti bozuldu, evrene ait yazılmış olan kader dağıldı, büyük bir belirsizlikti şimdi tek olan. Yan yana duran su damlalarının yeri değişti, kenetlenenler ayrıldı, ayrı olanlar birleşti. Neyse ki bu durum çok uzun sürmedi, çünkü Tanrı hayalindeki suretine kavuştu. Bir Tanrının olması gerektiği gibi bahar kadar yeşildi şimdi, bahar kadar güzel. Kestane kahvesi saçlarına ve aynı renkteki gözlerine büyük bir hayranlıkla baktı ve en sevdiği tanrıça gibi iki yana açtı o da kollarını, onunla beraber evreni kucaklamaya hazır. Lakin demiştik ya su damlalarının yeri değişti, tüm canlıların kaderi değişti ve kader tanrısı yine olmuş olanı da olacak olanı da yani kaderi mühürlemedi. Çünkü mühürlemek, yazılmış olanın artık bozulmaması demekti… Ve Tanrı korktu, değişmeyecek, değiştirilemeyecek olandan korktu, kendi suretinin aynılığına hapsolmaktan korktu. İnsanlar, gerçekten de hala akıllanıp uslanmayan kader tanrısının oyuncağı olmaya katlanmak zorundaydılar, bilmeseler bile.

Yorum bırakın