Ada

abstract-art-blur-1119973    Bu küçücük adada yapayalnız olmaktan sıkıldım. Her gün birbirinin aynısı. Sabahları erkenden uyanıyorum güneşin doğuşunu görmek için. Güneşin, göğü yırtarcasına ortaya çıkışını görmek içimde aşka yakın bir his uyandırıyor. Aşka, umuda olan inancımı tazelemek için sanırım, diri tutmak için güneşin doğuşunu görmeye ihtiyacım var. İçime aldığım nefes kadar elzem benim için. Hiç bitmesin istiyorum o sihirli anlar, vecd anları… Gün tamamen ağarıyor sonra, her şey normale dönüyor. Bıraktığım sıradanlığına geri kavuşuyor ve ben dayanamıyorum sıradanlığın ağırlığına. Uykuya teslim ediyorum kendimi yorgun ve bıkkın. Bir süre sonra uyanıyorum tabi. Bu böyle ne kadar devam edebilir ki?.. Kendimi burada tutmam lazım. Beni buraya bağlayan bir şeyler bulmam lazım. Bir uçurtma gibi gökyüzünde kaybolmamak için ipimi bağlamam şart. Bu yüzden günlük işlerimi aksatmadan yapmaya çalışıyorum. Bazı günler kendimi bunun için zorlamam gerekse bile her gün aynı kararlılıkla yapıyorum işlerimi. Günlük temizliğim, yiyecek bir şeyler hazırlamak, kendime güzel bir yaşam alanı oluşturmak gibi ıvır zıvır işler işte. Ve bol bol izliyorum. Doğayı izliyorum. Sesini dinliyorum. Benim sessizliğime dokunan sesini dinlemek müthiş bir haz veriyor bana. Biliyorum ki o da beni aynı dikkatle dinliyor ve izliyor çünkü.

     Buraya geldim, sırf senin için. Gel dediğin için geldim, seni görmek için, seni hissetmek ve anlamak için geldim. Günler, haftalar, aylar geçti. Senden tek bir iz bile bulamadım adada. Kalbim öylesine kırıldı ki yaşamak için dahi motivasyonum gittikçe cılızlaştı. Hiçbir şey için kendimde kuvvet bulamaz oldum. Tek yaptığım şey uyumaktı. Bu kadar hareketsiz yaşamak için bile insanın enerjiye gereksinimi varmış meğer. Bunu bana sağlayacak kadar bir şeyler yiyordum sadece.

    Seni bırakıp gitmemden korktun sanırım elimde olmadan da olsa, sırf daha fazla dayanamayacağım için. Kendinden belli belirsiz izler bırakmaya başladın. İtiraf etmeliyim buna ihtiyacım vardı. Yoksa adayı terk edecektim ben de, seni… Elimde olmadan. Denize giriyordum sıklıkla ve döndüğümde değişik, aşina olmadığım bir koku oluyordu. Hep aynı koku, senin kokun. Anlıyordum ki o zaman, ben gelmeden az evvel buradaymışsın. Bazen de sahilde ayak izlerini görüyordum senin. Çok taze daha, kaybolmamış. Yürüyüşe çıkıyordum bazen de adanın içlerine doğru. Yürümek iyi gelir her zaman biliyorsun. Çoğu zaman da karnımı doyuruyorum adanın ikramlarıyla. Bir meyvenin çekirdeği atılmış yere, daha ıslak. Az evvel buradaymışsın demek ki diyorum. Çok yakınım sana, ama bir türlü ulaşamıyorum. İzlerini takip ediyorum sırf seni bulayım, göreyim diye. Tek sebebim bu, biliyorsun. Ama olmuyor. Biliyorum beni izlediğini. Kim kimden kaçıyor, kim kimi kovalıyor? İnan çoğu zaman anlayamıyorum. Av ile avcı gibiyiz sanki. Rollerimiz her an değişmede…

    Bak yine gün laciverte döndü. Tepsi gibi bir dolunay yükselmede denizin üstünden cayır cayır, alevler içinde. Çok içime dokundu uçsuz bucaksız gökyüzünde ayın bir başına olması. Göz yaşlarım hızlıca süzülmeye başladı yanaklarımdan önce sessiz, sonra hıçkıra hıçkıra. Durduramıyorum kendimi. Alnımı dizlerime yasladım, kollarımı bacaklarıma doladım ve kendi üstüme kapanarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. Bir süre sonra hıçkırıklarım kesiliverdi aniden. Sırtımda bir dokunuş hissettim belli belirsiz, saçlarımın üzerinde. Soluğum kesildi. Emin olmak istiyorum çünkü sen misin gerçekten gelen. Evet sensin. Nefes alış verişlerini duyabiliyorum derin derin. Başımı kaldırmak istiyorum, seninle göz göze gelmek. Ama o kadar korkuyorum ki gitmenden, elini sırtımdan çekmenden. Bir yandan sınırsızca seni görmeyi istiyorum, diğer yandan da çıldırasıya tekrar gitmenden korkuyorum. Ah bir hatırlayabilsem keşke, tam da şu an. Beni buraya, yanına çağıran sendin oysa…

 

Yorum bırakın