Bugün bir yürüyüşe çıkıyorum. Sizi bilmiyorum ama benim yeşilin içinde uzuuuuun ve sessiz bir yürüyüşe çıkmaya çok ihtiyacım var. Beş duyu organımla ormanın derinliklerini yaşamak istiyorum ben bugün. Alabildiğine yeşil , uçsuz bucaksız bir yeşil. Gözlerim kana kana içiyor yeşilin tüm tonlarını. Dev bir okyanusun ortasındayım sanki. Her adımım bir kulaç, attıkça adımlarımı ormanın nemli havası süzülüyor tenimden. Hissediyorum beni sarıp sarmalayan dokunuşunu. Kokusunu alıyorum envai çeşit bitkinin. Kimi zaman çiçek kokuları dolduruyor genzimi ama ağırlıklı olarak yeşilin taze kokusu. Ayırt edemiyorum kokuları tek tek, hepsi birbirine kenetlenmiş. Bu, şudur diyecek kadar mahir de değilim lakin kolayını buldum işin, orman kokusudur deyip geçiyorum. Yutkunduğumda ya da dilimi damağıma değdirdiğimde koca bir ormanı ağzıma almış da çiğniyormuşum gibi keyfim yerinde. E kolay mı? Yediğim herşey bana dönüşür de benden bir parça olur. Hay hay, bu derin güzellik beni bünyeme karışacaksa. Hem orman cömerttir de, bana kesinlikle ikramları da olacaktır. Belki bir incir ağacı kesecektir yolumu, belki de dikenleriyle beni yağmurluğumdan yakalayacak ve hey bak buradayım, fark et beni diyen yaramaz bir böğürtlen çıkacaktır karşıma. Her bir ısırışta ormandan bir parça almış olacağım kendime, ne büyük zenginlik. Yol boyunca bana eşlik edecek olan yoldaşlar da olacak tabi ki. Göremesem de onları çoğu kez, gizlenmiş oldukları ağaç dallarından seslerini duyuyor olacağım en azından.
Bugün benim ormanın dinginliğine ihtiyacım var evet. Her bir ağacı örnek almalıyım kendime. Nasıl da sakin ve sükunet içinde tutunmuşlar toprağa, kavramışlar kökleriyle. Nüfus etmişler toprağa derinlemesine. Güç kuvvet alarak ormanın özünden göğe ağmışlar dört başı mamur. Göklerin gizemli diyarına uzatmışlar da başlarını ser veriyorlar da sır vermiyorlar anlatmalarını söylediğimde. Hisset diyorlar, zaten mevcudiyetleriyle olanı biteni bana aktarıyorlarmış, her şeyi kelimelere dökmek zorunda değilmişim.
Bunu demesi kolay tabi. Onlar gibi dingin değilim ki ben. Zihnim çorak bir toprak sanki. Vahşi atlar istila etmiş de her bir yanı; oradan oraya koşturanları mı istersiniz, ayaklarını sertçe yere vurarak şaha kalkanları mı… Tepişip duran atlar, her yer toz duman, at kişnemeleri dört bir taraf. Biraz bizi örnek almalısın diyorlar hepsi tek bir ağızdan. Önce bizim gibi dik durmayı öğrenmelisin. Sımsıkı köklenirken dünyanın toprağına, başın gökyüzüne uzanmalı. Ve hatırla, sert rüzgarlarda kırılmayacak kadar sağlam ve esnek olmalısın. Kabul ediyorum söylediklerini, hak veriyorum onlara vermesine ama, hep bir aması vardır zaten değil mi, ben bu kafamın içinde ortalığı birbirine katan vahşi atları nasıl uysallaştıracağım? Yaklaş diyor içlerinden bir tanesi. Uysal bir çocuk gibi yanına sokuluyorum. Daha da yaklaştırmalısın bana gövdeni diyor, aramızda hiç mesafe kalmamalı. Ayaklarımla yere sımsıkı köklenmemi ve kollarımı da ona dolamamı istiyor benden. Bu isteklerini de yerine getiriyorum onun. Şaşkınlığımı anlayamayacak kadar şaşkınım aslında ve büyülenmiş gibi her bir söylediğine itaat ediyorum. Zaten bunu öyle bir doğallıkla yapıyor ki karşı koymak imkansız. Yüzünü görmeye çalışırcasına başımı kaldırıp ona doğru bakıyorum. Şşşşşşşş diyor bana ve görünmez bir el uzanıyor sanki ağacın gövdesinden, yukarı kaldırdığım başıma doğru ve yüzümü gövdesine doğru yaklaştırıyor bir tüy misali hafif elleriyle. Sırtımı sıvazlıyor görünmeyen elleriyle biraz rahatlamamı söyleyerek. Gözlerini kapat ve sadece beni dinle. Bende göklerin ve yerlerin kadim bilgisi var. Her bir şeyi kelimelere dökmeye çalışmamanı söylemiştim sana az evvel. Nefesim, nefesin olacak yavaş yavaş. Burnundan yavaşça içeri dolduğunu ve ciğerlerine dokunduğunu hissedeceksin. Sonrasında da yavaşça çıkıp gidişini. Gidişi sadece tazelenip sana geri dönmek için. Sakın korkma, buna güven. Bir süre sonra sonsuz nefes olduğunu hissedeceksin. Deliler gibi oradan oraya dört nala koşturup duran, kişneyen yaramaz ve gürültücü vahşi atların uysallaşmaya başladığını göreceksin. Çıkıp gidecekler sessizce oldukları yerden. Bak! Gitmeye başladılar bile. Nasıl da sakin şimdi her yer. Sakince esen bir yel gibi sadece nefesin var artık. Sakin sakin etrafı dolduran o yeli hisset sadece ve söyleyeceklerime kulak var. Söylediklerim alışık olduğun şekilde olmayacak, az evvel sağlamış olduğun dinginliğini bozmayacağım senin. Kelimeleri de kullanmayacağım bu yüzden, ama sen yine de söylediklerimi anlayacaksın. İçmiş olduğun su gibi, nefesinle göklerden aldığın hayat enerjin gibi sana karışacak söyleyeceklerim ve sen bileceksin. Belki sen de kelimelere dökemeyeceksin sana anlattıklarımı. Lakin bundan sonra bakışına sinecek, sessizliğinde olacak, söylediğin her bir kelimenin arkasına saklanmış olarak gösterecek kendini sadece görebilecek kadar dikkatli bakanlara. Göklerin ve yerin, görünenin ve görünmeyenin kadim bilgisidir sana söylediklerim. Ama bana anlat desem anlatamazsın şimdi, anlatamayacaksın da. Sadece sende olduğunu bileceksin artık, o kadar. Ayakların yere sağlam basarak, bastığın yeri küçümsemeden, göğün sana gösterdiklerini inkar etmeden devam etmelisin bundan gayrı yoluna.
Bu halde ne kadar zaman geçmiş olduğunu gerçekten bilmiyorum. Bir an kadar kısaydı hem, hem de asırlar boyu sürmüşçesine uzun. Hafif hafif inen yağmurdan sonra güneş açmış gibi ışıl ışıl hissediyordum kendimi yanı başımda dala tünemiş bir kuşun cıvıltısıyla gözlerimi açtığımda. Ağaca dolamış olduğum kollarımı çözüyorum yavaşça ve tüm kalbimle minnettarlığımı sunuyorum ona. Ve dediği gibi devam etmek için yoluma, adımlarımı atıyorum şükranla…
Yürüyüş
